13.2.2009 - EDEBİYAT BİLGİLERİ - 11

GERÇEKÜSTÜCÜLÜK (SÜRREALİZM): Gerçeküstü Başkaldırma dergisinin ikinci sayısında A. Breton dadaizmden ayrılışı konusunda şunları yazıyordu: "Son yıllarda boş ve genel güven sorununu her fırsatta gündeme getiren kimi aydınların hiçlikçi tutumlarının yaratabileceği sakıncaları gözlemledim." Breton, dadaizmi yadsırken düş ve olağanüstünün verebileceği "bilinmeyen" gerçekleri içeren bütüncül bir şiire ulaşmayı amaçlar. Breton, ilk bildirisinde (Oku) gerçeküstücülüğün tanımı şöyle yapıyordu: "Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak için başvurulan içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, aklın denetimi olmaksızın, her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır."
Breton, görünüş bakımından birbirine aykırı olan iki ayrı durumun (düş ve uyanıklık), bir çeşit salt gerçekçilik olan gerçeküstü içerisinde eriyip kaynaşacağına inanır. Amaç, salt gerçeğe ulaşmaktır. Şiirde söz konusu olan, düş yolu ile imgeleme erişmek, onun içerisinde salt bir özgürlük düşüncesi ile hiçbir şeyin ve durumun etkisinde kalmadan içinden geldiği gibi yazmaktır.
Aragon'a göre, gerçeküstücülük, şaşırtıcı imgelerin sürekli denetimsiz kullanılmasıdır. Sağduyuyu yadsıyan imgelerin denetimsiz ve kendiliğinden kullanımı, salt akıl ve sağduyu açısından bakıldığında anlamsız görülebilir. Belki kopuk ama kapalı kalan kimi gerçekleri ve duyguları şiirsel anlatıma uygun düşen bir düş havasında algılayabiliyoruz.
Sigmund Freud, gerçeküstücülerin üstünde büyük bir etki yapmıştır. Gerçeküstücüler, Freud'un görüşlerini edebiyata uygulamaktan çekinmediler. İnsanın özü düşlerde kendisini bütün çıplaklığı ile göstermiyor mu? O alemde artık bizi gözetleyen sosyal bekçi yoktur. Arzularımız kendilerini olduğu gibi maskesiz göstermektedir. Gerçeküstücüler, bu düşüncenin sanat alanında, varlığımızın nüfuz edilmez, esrarlı tarafını meydana çıkarabileceklerini görmekte gecikmediler.
Artık şiiri mantık ve irade ile açıklamaya çalışmak boşunadır. Şiir denilen cevher, iç yaşantımızın derin tabakalarında gizlidir; o karanlık tabakalardan bilince doğru sızan duygular ve düşünceler kelimeleşip sıralandıkça şiir akışını bize duyururlar. Sanat eseri aklın ürünü olmaktan çok tesadüfün ve otomatizmin ürünüdür. Noktalama işaretleri, içimizdeki akışın mutlak devamına bir engel teşkil edebilir
SÜRECEK...
|