Klasik Türk Müziği" veya "Türk Sanat Müziği" diye adlandırılan geleneksel Türk müziğinin kökenleri, hemen hemen bütün Osmanlı kurumları ve sanat üslûplarının tersine, Selçuklulardan ve Anadolu beyliklerinden değil, Abbasi, Celayirli ve Timurlu saraylarındadır. Müzikologlar özellikle Ortadoğu ülkeleri müziklerini İslâm müziği olarak adlandırmaktadırlar. Cumhuriyet'in kuruluşu ile birlikte, Batı kültür çevresine girme, çağdaşlaşma yolunda ciddi adımlar atılmıştır. Ulusal kimlik edinme çalışmaları sürerken, Batı müziği ile beraber yeni ürünler elde edilmeye çalışılmıştır. Osmanlıların Batı (Klasik Batı) müziğiyle tanışmaları diğer bütün alanlarda olduğu gibi, saray aracılığıyla olmuştur. Avrupalı sanatçılar ülkeye gelip konser vermişlerdir. Saray düğün ve törenlerinde Batı müziğine de yer verilmiştir. Donizetti Paşa Mızıkay-ı Humayun'un başına getirilmiş ve onu Guatelli Paşa gibi birçok Avrupalı izlemiştir. Devrimin en zor uygulandığı alan müzik olmuştur. Var olan müziğin yerini dinamik, bilimsel, çağdaş, ulusal Türk müziğinin alması gerekiyordu.
Atatürk bütün alanlarda çağdaş uygarlığı yakalayabilmek için, bu yeni kültür ortamında çok sesli bir Türk müziğinin oluşmasından yanadır. Cumhuriyetle birlikte müzik alanında şu gelişmeler izlenmiştir: 1916'da İstanbul Maarif Nezhareti tarafından kurulan "Darülelhan" 1923’de vilâyete bağlanmış ve "Garp Musikîsi Şubesi" açılıp "yarı konservatuar" durumuna getirilmiştir.
Batılılaşma çalışmalarının hızlandırılmasını isteyen Atatürk'ün direktifleriyle düzenlemeye başlanan en uygun ve tek topluluk "Müzikayı Hümayun"'dur. Çoğunluğu Cumhuriyetten önce kurulan Makâm-ı Hilâfet mızıkası (Mızıka-ı Hümâyûn) üyelerinden oluşan bir orkestra Osman Zeki Üngör yönetiminde oluşturulmuştur. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın çekirdeği söz konusu olan topluluktur. 2 Nisan 1924'de Aynı Orkestra "Riyaseti Cumhur Musiki Heyeti" adını alıp, Cumhurbaşkanlığı'na bağlanmıştır. 16 Temmuz 1921'de Ankara'da Maarif Kongresi toplanmış, müzik eğitiminde çağdaş yaklaşımların gerekliliği tartışılmıştır. 1 Eylül 1924'de Ankara Musikî Muallim Mektebi açılmıştır. 1928-1933 yılları arasında bu mektepte öğretmen, orkestra elemanı ve de askerî bando elemanı yetiştirmeye çalışılmıştır. Bu zorlama okulun eğitim programına zarar vermiştir. Musıkî Muallim mektebi bina ve imkân olarak yetersizdir. Çeşitli dönemlerde eğitim yılları, müfredat ve başarı sınavlarında değişiklikler olmuştur. 1927'de İstanbul Konservatuarı öğretime başlamış ve şark müziği eğitimini sona erdirmiştir. Anadolu'dan derlemeler yapılmış ve bu derlemeler defter halinde yayınlanmıştır. 12 Aralık 1924'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne bağlı olarak Türkiyat Enstitüsü, 1 Kasım 1927'de Ankara'da Anadolu Halk bilgisi derneği, 18 Temmuz 1930'da Ankara Etnografya Müzesi ve 19 Şubat 1932'de Halkevlerinin açılmasıyla Türk bestecilerine ulusal motif ve tema malzemeleri sağlanmıştır. Yoğun etnografik ve foklorik çalışmalara girişilmiştir. Batı'daki konservatuvarları örnek alan, devlet desteğinde bir konservatuar kurmak için ünlü Alman besteci Paul Hindemith çalışmalara başlamış ve 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı hizmete girmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir iş kolu olarak benimsenmeyip küçümsenen müzik, Cumhuriyet'ten sonra en elit tabakalara mahsus çok özel bir alan olarak yerini almış, birçok aşamayı başarıyla geçmiştir. Büyük önder Atatürk müzik alanındaki gelişmeleri yakından takip etmiş, birçok defa konuyla ilgili görüşlerini ayrıntılarıyla aktarmış ve özel olarak müzik ile ilgilenmiştir. Bu konuda kaynaklarda yer alan görüşlerinden bazıları şunlardır:
"Hayatta musiki lâzım değildir. Çünki hayat musikidir. Musiki ile alâkası olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzubahis olan hayat insan hayatı ise, musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musıki hayatın neşesi, ruhu, süruru ve herşeyidir. Yalnız musıkinin nevi sayanı mütalaadır."
"Arkadaşlar, güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bundan en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk musıkisidir. Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musıkisinde değişikliği olabilmesi, kavrayabilmesidir. Bugün dinlenilen musıki yüz ağartacak değerden uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. Ulusal, ince duygular, düşünceler anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları birgün önce genel musıki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak; bu yüzeyde, Türk ulusal müziği yükselebilir, evrensel musıkide yerini alabilir."
Atatürk 27 Ekim 1922 günü Büyük Zafer'i kutlamak için İstanbul'dan Bursa'ya gelen öğretmenlere Şark Tiyatrosu'ndaki toplantıda şöyle seslenmiştir:
"Hanımlar, beyler! Ordularımızın ihraz ettiği zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı... Gerçek zaferi siz ihraz ve idame edeceksiniz ve behemahal muvaffak olacaksınız. Milletimizin siyasî, içtimaî hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde rehber'imiz ilim ve fen olacaktır. Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve fen sâyesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, iktisadiyâtı, Türk şiir ve edebiyatı, bütün bedâyii'yle inkişâf eder."
Atatürk'ün 1 Mart 1923'te TBMM Dördüncü dönem açılış konuşmasından:
"Efendiler! Terbiye ve tedris'te tatbik edilecek usûl, malûmatı, insan için fazla bir süs, bir vasıta-ı tahakküm, yahut medeni bir zevk'ten ziyade, maddi hayat'ta muvaffak olmayı temin eden, ameli ve kabil-i istimâl bir cihaz haline getirmektir... Ameli ve şâmil bir maarif için hudud-ı vatanın merakiz-i mühimmesinde asri kütüphaneler, nebatat ve hayvanat bahçeleri, konservatuvarlar, darülmesailer, müzeaalar'la teçhizi icabetmektedir."
"Bu gece burada, güzel bir tesadüf eseri olarak Şark'ın en mümtaz iki musıki heyetini dinledim. Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Münire't-ül Mehdiye Hanım sanatkârlığında muvaffak oldu. Fakat benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki, bu basit musiki, Türkün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelmez. Şimdi karşıda medeni dünyanın musıkisi de işitildi. Bu ana kadar Şark musıkisi denilen terennümler karşısında kansız gibi görünen halk, derhal harekete ve faaliyete geçti. Hepsi oynuyor ve şen şâtırdırlar, tabiatın icabatını yapıyorlar. Bu pek tabiidir. Hakikaten Türk, fıtraten şen şâtır'dır. Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için fark olunmamışsa, kendinin kusuru değildir. Kusurlu hareketin acı felaketli neticeleri vardır. Bunun fâriki olmamak kabahatti.
İşte Türk milleti bunun için gamlandı. Fakat artık millet hatalarını kanı ile tashih etmiştir. Artık müsterihtir. Artık Türk şendir, fıtratinde olduğu gibi, artık Türk şendir. Çünkü ona ilişmenin hatarnâk olduğunu tekrar ispat istemez kanaatindedir. Bu kanaataynı zamanda temennidir."
30 Kasım 1929. Atatürk ve Emil Ludwig'in diyaloğu şöyle aktarılır:
"Atatürk - Montesquieu'nün 'Bir milletin musikideki meyline ehemmiyet verilmezse, o milleti ilerletmek mümkün olmaz' sözünü okudum; tasdik ederim. Bunun için musıkiye pek çok itina göstermekte olduğumu görüyorsunuz.
Gazeteci - Biz Garplilere göre Şark musıkisinin kulaklarımıza gelen garabeti cihetinden bahsettim ve dedim ki:
'Şarkın yegâne anlayamadığımız bir fenni varsa o da musıkisidir.'
Gazi, o zaman bu musıkinin Türkçe'de tesmiyesine itiraz ederek şöyle demiştir:
Türk sanatında heykel geleneği balbal adı verilen mezar heykellerine kadar uzanır. İslâmla birlikte soyutlayıcı bir anlayış benimsenmiştir. Osmanlı döneminde saray ve seçkin bir çevreyle sınırlı kalmış olan heykel zevki, soylu ayrıcalığını aşamamıştır. Batılılaşma, sanat zevkini de derinden etkilemiş, Türk toplumuna ve İslâm inanışına aykırı sanatların başında gelen heykele ilgi duyulmaya başlanmıştır.1871'de C.F. Fuller, Sultan Abdülaziz'in heykelini yapmış ve saray bahçesi dökme hayvan heykelleri ile bezenmiştir. 2 Mart 1883'de Sanayi-i Nefise mektebinde Heykel Bölümü açılmış, 1891'de Mehmet İhsan yurtdışına heykel eğitimi için gönderilmiştir. 1914-1918 yılları arasında dikilen ilk anıt, Sultan Osman anıtı olmuştur. 1926'da Heinrich Krippel, 1927'de Pietro Canonica yurdumuza gelerek, heykel sanatını yönlendirmişlerdir. Cumhuriyet'in ilk birkaç yılında, heykel konusunda anılmaya değer bir çalışma görülmez. Anıt konusu hep tartışma malzemesi olmuştur. İlk yapılan heykel ve anıtların inkılâba hizmet etmediği, milli duyguları iyi anlatamadığı görülür.Aynı toprak parçasını, aynı tarihi, aynı ülküyü paylaşmayan ve gelecekte de paylaşmayı düşünmeyen insanların milli mücadele ve inkılâp ruhunu yansıtamayacağı sonucuna varılır. Bu nedenle başarısız da olsa, güçleri ölçüsünde abide ve heykellerin Türk sanatçılara ısmarlanması ve bu yolla sanatçıların maddî ve manevî anlamda desteklenmesi kararlaştırılır.
22 Ocak 1923'te Bursa Şark Sineması'ndaki toplantıda Mustafa Kemal'e de bu konudaki düşüncesi sorulmuştur. Cevabı heykel sanatının Türkiye'deki geleceği bakımından önemlidir. Bu cevap şöyledir:
"Âbidât'tan bahseden arkadaşımızın maksadı heykel olsa gerekir. Dünyada mütemeddin, müterakkî ve mütekâmil olmak isteyen herhangi bir millet behemahal heykel yapacak ve heykeltraş yetiştirecektir. Âbidât'ın şuraya buraya hâtırat-ı tarihiye olarak rekzinin mugayir-i din olduğunu iddia edenler, ahkâm-ı şer'iyeyi lâyıkıyla tetebbu ve tetkik etmemiş olanlardır. Cenâb-ı Peygamberin din-i İslâm tesisinden bu ana kadar bin üçyüz bu kadar sene geçmiştir. Hazret-i Peygamber'in evâmir-i ilâhiyeyi tebilği esanadında muhataplarının kalb ve vicdanında putlar vardı. Bu insanları tarîk-ı Hakk'a davet için evvelâ o taş parçalarını atmak ve bunları ceplerinden ve kalblerinden çıkarmak mecburiyetinde idi. Hakayık-ı İslâmiye tamamiyle anlaşıldıktan ve hasıl olan kanaat-i vicdaniye kuvvetli hâdisât ile de teeyyüd ettikten sonra birtakım münevver insanlar'ın böyle taş parçalarına taabbüdünü farz ve zan etmek âlem-i İslâm'ı tahkir etmek demektir. Münevver ve dindar olan milletimiz, terakkinin esbabı'ndan biri olan heykeltraşlığı âzamî derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesi ecdadımızın ve bundan sonra yetişecek evlâtlarımızın hâtıralarını güzel heykeller'le dünyaya ilân edecektir. Bu işe çoktan başlanmıştır. Meselâ Sivas'tan Erzurum'a giderken yol üzerinde güzel bir heykele tesâdüf edersiniz... İnsanlar mütekâmil olmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin icab ettirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin tarik-i terakkide yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, evsaf-ı hakikisiyle mütemeddin ve müterakki olmaya lâyık'tır ve olacaktır."
Kenan Yontunç'un heykel ve abideler konusundaki Atatürk ile ilgili bir anısı şöyledir:
"... 1928 Eylül ayındaki evlenme törenimde Atatürk de bulunmuştu. Bir ara Maarif Vekili Mustafa Necati Bey: 'Paşam, heykeltraş Canonica'ya bütün vilâyetlerimiz için heykelinizi yaptıracağız. Bir anlaşmaya varıyoruz' dedi. Söz istedim: 'Paşam, izin verirseniz arzedeyim. Timur'un, Cengiz'in heykelleri yapılmadı. Namları da unutulmuş değildir. Sizin asker dehânız yanında büyük inkılâpçılığınız gelir. İzin verirseniz, sizin heykellerinizi, biz, Türk sanatçıları yapalım. Güzel Sanatların bu dalında bir çok yeniyiz, henüz yetişmedik. İlerde yetişecekler, içlerinden gelecek sevgi ve sizi ebedîleştireceklerdir. Meselâ bizim ediplerimiz, şairlerimiz zayıftır diye bu büyük hamâset destanını D'Annunzio'ya mı yazdıralım?' dedim. Ben konuşurken kayınpederim Kâzım Paşa dahil, herkes, Atatürk'ün kızacağından korkarak ondan uzaklaşmıştı. Atatürk, Maarif Vekili'ne: 'Çocuk doğru söylüyor Necati Bey! Bu işi durdurun, bizimkiler yapsınlar' dedi."
Not: Fotoğraf 459 numaralı tabloma aittir. ( 75x111 cm )
"...İnsanlar mütekâmil olmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapamaz, bir millet ki heykel yapamaz...... İtiraf etmeliyim ki o milletin tarîk-i terakkide yeri yoktur.
Not: Fotoğraf 451 numaralı tabloma aittir. ( 42x 75 cm )
Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı izleyen yıllardan itibaren Atatürk'ün çabalarıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı reformlar "Atatürk Devrimleri" diye adlandırılır. Her alanda yapılan bu devrimler bir bütündür. Bu bütünlük Atatürk'ün dünya görüşüne, bilim, uygarlık, kültür ve sanat anlayışına dayanır. Kültür ve sanat alanındaki gelişmeler izlenirken "bütünlük" ilkesinin göz önünde bulundurulması gereklidir. Devrim, hemen hemen her alanı etkilemiş, kendi amacı doğrultusuna çekmiş, onları yeni bir dünya görüşüyle canlandırmıştır.
Atatürk dönemindeki tüm yeni oluşumlarda Atatürk'ün başlatıcı, yönlendirici, hızlandırıcı varlığı ve gelişimi kıvançla izleyen keskin bakışı görülür. Yine de her sanat dalında devrimci gelişim, kendi ileri hattında sürdürülmekte; bazen biri ötekinden daha çok çaba, özveri, süre getirmekte, dolayısıyla o kesimde devrimin amacı ve tutumu daha açık belirmektedir.
Cumhuriyet'in ilanından sonra devrimlerin uygulanabilmesi için, saltanat ve hilafetin etkilerinin silinmesi de gerekmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden biri olan halkçılık ve bunun doğal sonucu olan ulusal egemenlik, kültür ve sanat politikasının karakterini oluşturuyordu. Bu politikanın ülkenin her yerinde herkese uygulanan bir program olması hedeflenmişti. Bu kültürün yaygınlaşmasındaki en önemli mücadele alanlarından başlıcası eğitim alanıydı. Bu amaca hizmet için öncelikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu) çıkarılmıştır. 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, öğretim ve eğitimin birliğini sağlamış ve bunun yanısıra medreselerin de kaldırılması gerekmiştir. Kültür alanındaki gelişmelere hız kazandıran önemli bir inkılâp hareketi Arap harflerinin yerine yeni Türk harflerinin kabulüdür.
Atatürk'ün tarih ve dil alanındaki çalışmaları kültür alanında son derece önemli etkiler yapmıştır. Güzel Sanatların tüm kollarında oluşan gelişmeler incelendiğinde, Cumhuriyet dönemindeki başarılı çalışmalar açıkça belirir. Devlet desteğinin güzel sanatların gelişimindeki olumlu sonuçları görülür. Güzel Sanatlarla ilgili olarak Atatürk tarafından ifade edilen sözler, Atatürk devrimlerinin bu alana yansımasına ilişkin son derece önemli saptamaları aktaran birincil kaynaklar olduklarından, bunların başlıcalarına burada yer vermek gerekmektedir:
"Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraşlık, bina ile olursa mimarlık olur."
"Bir millet sanattan sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz."
"Bir millet sanata ehemmiyet vermedikçe büyük bir felakete mahkumdur."
"Sanatkâr, cemiyette uzun ceht (aşırı çalışma) ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır."
Not: Fotoğraf 442 Numaralı tabloma aittir.( 60x84cm )
Mürekkeple dolu bir kalemin, hava üfleyen bir motora bağlanmasıyla elde edilmiş bir makinedir. Hava kalemin içine üflenir ve mürekkep bu sayede resim yüzeyine püskürtülür. Havanın püskürtme gücünü değiştirerek airbrush’tan farklı etkiler elde edilebilir. Daha çok grafik sanatçıları tarafından tercih edilmesinin sebebi, iki rengi birbirlerinin içinde yumuşak bir şekilde eriterek renkten renge geçiş sağlayabilmesidir. Ayrıca fotoğraf üzerindeki yanlışlıkları düzeltmek ya da küçük ayrıntılarla oynamak için de kullanılır.
Akrilik boyalar Plastikten yapılmışlardır ve biraz parlaktırlar; esnek olma özellikleri kuruduktan sonra da devam eder. Yağlı boyalardan farklı olarak akrilik boyalar suda çözülme özelliğine sahiptirler. Bu özellikleri sayesinde bir hayli inceltilebilirler, öyle ki sulu boyalara benzemeye başlarlar. Kalın boya katmanlarına da olanak tanrılar. Peter Blake ve Lichtenstein gibi popüler sanatçılar akrilik boyaları kullanmışlardır. Arap Zamkı Afrika, Asya ve Avustralya'da yetişen akasya (Acacia) cinsi çeşitli ağaçlardan elde edilen zamk. Sulu boyalarda ve zamklı (yumurtalı yerine) tempera tekniğinde, ayrıca seramikte bağlayıcı olarak kullanılır. Arap zamkı, suda çözülebilen zamklar arasında en yaygın kullanılan zamktır; katı, toz ve sıvı olarak sağlanabilir. Astar Çizim ya da resmin yapılacağı yüzeye temel dokusunu verir. Astar resim yapılmadan önce zemine uygulanan yüzey tabakasıdır. Astarlar, çok çeşitli nedenlerle kullanılabilmektedir; en yaygın neden, uygun bir resim yüzeyi oluşturabilmek. Örneğin pürüzsüz bir yüzeye doku eklemek için ya da zemini daha az emici kılmak ve renklerin parlaklığını arttırmak için kullanılabilirler. Çini Mürekkebi Kimi zaman Hint mürekkebi olarak da adlandırılan, desen için kullanılan siyah renkli mürekkeptir. İki farklı şekilde satılmaktadır: kullanılmadan önce ıslatılarak nemlendirilmesi gereken çubuklar halinde, ya da aynı pigmentin önceden ıslatılarak (genellikle suyla) içine yapışkan katılmış şişelerde saklanan sıvı halde bulunur. Çini mürekkebi bundan 2000 yıl önce Mısır ve Çin’de kullanılmaya başlanmıştır. Kalıcılığı ve kapatıcı kıvamı sayesinde hala kullanılmaktadır. Floresan boyalar Gerçekte gün ışığı flüoresan boyaları olarak tanımlanan bu boyalar, parlak, gösterişli bir etki yaratan çok yoğun renklerdir. İlk kez yirminci yüzyılın ortalarında kullanılmaya başlanmış ve 1960’larda Op Sanat akımının üyesi Frank Stella (d. 1936) tarafından şaşırtıcı etkiler yaratmak için kullanılmıştır (bkz: Temel Bilgiler: Renk, sayfa 246). Bu boyaların kimyasal yapısı, diğer iki parlak maddeyle aynıdır: yol işaretlerinde kullanılan floresan malzemeler ve karanlıkta parlayan fosforlu boyalar. Germe tahtası Bu genellikle çevresine tuvalin takılıp gerildiği dikdörtgen şeklinde bir tahta çerçeveden oluşur. Germe tahtalarının kenarları yaklaşık 4.5cm olur ve birbirlerine geçecek şekilde hazırlanmıştır. Farklı boyutlara sahiptir. Germe tahtaları sulu boya kağıtlarının buruşmaması için sık sık kullanılır. Grafik kalemleri “Guaj” diye de bilinen grafik boyaları, kağıt, karton ve ipeğe uygulanmak için sulandırılması gereken geçirgen olmayan bir sulu boya türüdür. Bu boyaların başlıca avantajı son derece çabuk kurumaları ve geriye, fırça izlerinin belli olmadığı mat bir görüntü bırakmalarıdır. Ucuz ve kolay bulunur olan grafik boyalar, yağlı boya ve akrilik resme hazırlık çalışmalarında çok faydalıdır. Guaj boya Opak (saydam olmayan) sulu boyalardır. Sıradan sulu boyalar kağıdın lifleri arasında kaybolur, halbuki guaj boyalar yüzey üzerinde boya katmanı bırakırlar. Mat bir biçimde kurur ve kapatıcı güçleri vardır. Tebeşir yada diğer pigmentler eklenerek, opak olarak hazırlanıştır. Beyaz rengin kullanımının yarattığı parlaklık, Paul Klee ( 1879 – 1940 ) ve George Rouault ( 1871 – 1958 ) gibi sanatçılar tarafından çokça kullanılmıştır. Hamur silgi Kurşun kalem ve benzeri malzemelerle gerçekleştirilen kalem darbelerini yumuşatmak ya da yok etmek amacıyla kullanılır. Yaygın olarak kullanılan plastik temelli silgilerden farkı, oyun hamurlarına benzer bir yapıya sahip olup, silgi artığı bırakmadan silme işlemini gerçekleştirmesidir. İnceltici Yağlı boyalar ve yağlı pasteller çok yoğun boyalardır bu yüzden kullanılmadan önce inceltmek gerekir. Ressamlar tarafından kullanılan iki inceltici terebentin ve beyaz ispirtodur. Beyaz ispirto, vernik ve boyalar için üretilen bir malzemedir. Terebentinden daha az yapışkan olduğundan ve onun kadar güçlü bir kokusu olmadığından ressamlar tarafından tercih edilir. Kara kalem Yakılarak kömür haline getirilmiş söğüt ya da asma dallarından üretilebilir. Çok yönlü bir çizim malzemesidir, ancak kirli olabilir. Kurşun kalem, bu maddenin sıkıştırılmış ve ahşapla çerçevelenmiş halidir; bunun yapılmasının avantajı, ellerinizin kirlenmesini önlemesidir. Aynı zamanda, kalem kömür çubuktan farklı olarak, baskı uygulandığında kolayca kırılmayacaktır. Kara kalemler koyu siyahın güçlü, karanlık ya da çok ince çizgilerinden, grilere kadar bir dizi ton zenginliğine olanak tanırlar. Keten Tuvallerin çoğunun ana malzemesi olan kumaş, keten bitkisinin liflerinden elde edilir. Keten lifi en eski tekstil malzemelerindendir. Keten bitkisi, sıkılarak yağ elde edilen tohumu ve iplik ve kumaşı elde edilen lifleri için üretilir. Keten yüksek bir dayanıklılığa sahiptir. Tuval için en uygun keten İrlanda ve Belçika’da üretilir. Ketenin “duck” diye adlandırılan kaba dokulu bir cinsi daha vardır, bu tür ismini Flemenkçe’de “giysi” anlamına gelen “doek” kelimesinden almıştır. Duck güçlü, dayanıklı ve basitçe dokunmuş tuval bezinden daha hafif bir kumaştır. Kurşun Kalem Karbonun grimsi siyah biçimi olan kurşun kalemin kaygan bir dokusu vardır ve siyah bir iz yapar. Grafit minerali olarak da adlandırılır. İlk olarak 1664’te İngiltere, Lake District’teki Borrowdale kentinde çıkarılmış ve bir çubuğun ucuna sabitlenmiş küçük topaklar halinde yazım malzemesi olarak kullanılmıştır. 18. yüzyılda grafit adını almıştır; ancak önceleri ‘kara kurşun’ olarak biliniyordu. Sonrasında grafit kalem, hatalı bir şekilde kurşun kalem olarak adlandırılmıştır. Kalem yapmak için gereken grafit ve kalay karışımı, 1795’te birbirlerinden bağımsız olarak hem Fransa’da Conté tarafından (sola bakın) hem de Avusturya’da Joseph Hardmuth tarafından bulunmuştur. Kuru pastel (conté pastel) Adını 18. yüzyılda bu malzemeyi bulan Fransız bilim adamı Nicholas-Jacques Conté’den (1755-1805) alan çizim malzemesi. Kuru pasteller, farklı sertlik düzeyleri elde etmek için çeşitlendirilebilen kurşun ve kalay karışımından yapılır. Kuru pasteller tebeşire benzer ancak biraz daha kaygan yapıdadır ve bu sayede daha az ufalanır. Genellikle sıcak kırmızı, kahverengi ve siyah renklerde üretilir ve bu renklerin herhangi bir bileşiminde çizim yapma malzemesi olarak kullanılır. Gençliğinden portre ressamı olarak çalışan Conté, modern kurşun kalemin de mucididir.
Liquin Bu yoğun karışım, yağlı boyalarla birlikte kullanılır. Yağlı boyalar çok yavaş kurular. Liquin daha hızlı kurumalarını sağlar. Boyaya biraz daha hacim verir. Saydam bir maddedir. Boyayı kalınlaştırmaz veya donuklaştırmaz. Ama yapısını biraz bozabilir. Neft yağı Yağ suyla karışmaz, bu da yağlı boyaların suyla çözülemeyeceği anlamına gelir (bazı çok özel modern malzemeler dışında). Neft yağı, yağlı boyaları inceltmek ve daha yumuşak huylu bir hale getirmek ya da kısmen kurumuş yağları reaktive etmek için kullanılır. Neft yağı iki şekilde satılır;doğal ve yapay. Doğal neft yağı ağaçların özsularından çıkarılır ve temas ettiği boya, tuval vb. malzemeler üzerinde uzun süreli bir etki yarattığı bilinmektedir. Yapay neft yağı ise daha ucuzdur ve fırçaların temizlenmesi için daha uygundur. Palet Üzerinde ressamın renklerini ayarladığı ve karıştırıldığı ince, genellikle oval veya dikdörtgen şekilli tahta. Eskiden hafif ağaçlardan üretilen paletler günümüzde alüminyum, plastik hatta kağıt gibi maddelerden de üretilmektedir. Pastel kağıtları Pastel balmumu ve tebeşirden oluşan bir malzemedir. Bu malzemenin yüzeye yapışması için kağıdın oldukça engebeli yani dokulu ve grenli (zerrecikli) olması gerekir. Böylece balmumu ve tebeşir kağıda yapışır ve güçlü bir etki sağlar. Pastel kağıtları beyazdan pembeye, eflatundan siyaha birçok farklı renktedirler. Bu sayede tamamlanmış resimlerde birbirinden farklı etkiler elde edilebilir. Pigment Bir boyanın rengini veren maddedir ve toz halindedir. Pigmentlerin çoğunun sentetikleri üretiliyor olsa da geçmişte bitki, hayvan ve mineral kaynaklarının karışımından elde edilmekteydiler. Pigmentler, “toprak renkleri” denilen renkli minerallerin geliştirilmesiyle hazırlanırlardı (Bakınız: Renkler ve Kompozisyonlar, sayfa 170-171). Sanatçılar pigmentleri önce ezerek inceltirler. Tel kevgirden geçecek incelikte olmaları makbuldür. Pigmentlerin kimyasal tepkimeye yol açmayacak bir yapıda olmaları gerekir. Diğer pigmentler ya da sıvılarla kullanıldıklarında beklenmeyen ya da tehlikeli reaksiyonlar meydana getirmemeleri gereklidir. Renkli mürekkep İki farklı çeşit mürekkep vardır: Suda çözülen ve suda çözülmeyen. Suda çözülen mürekkep eğer kuruduğunda tekrar sulandırılarak eski haline geri döner. Suda çözülmeyen (waterproof) mürekkep ise böyle değildir. Bu sebeple, suda çözülmeyen mürekkep çizgi çekmek ya da zemine genel ton atmak için daha uygundur. Çünkü üzerine gelen diğer katmanın etkisiyle etkisini kaybetmez, ya da diğer tonla birleşmez. Her iki mürekkepte genellikle su bazlıdır. Birçok farklı fırça ya da kalem ucuyla kullanılabilir. Resim Kağıdı Güçlü beyaz ve donuk renklidirler. Benzerleri eski zamanlarda dinamit sarmak ve fişek üretmek için kullanılıyordu. Rezistans Tuval, kağıt, kumaş gibi herhangi bir yüzeyin üstünü kaplamak için kullanılan maddelere verilen genel addır. Balmumu, cila, vernik, baskıda kullanılan asitin yüzeyi bozmaması için başvurulan önde gelen rezistanslardandır. Maskeleme sıvısı açık renk kalması gereken alanlara boya bulaşmaması için kullanılır. Balmumu kalemler ise aynı amaç için sulu boyalarla birlikte kullanılır. Sangen Kan kırmızısı, kırmızımsı veya ten rengi tebeşir veya kuru pastel ya da bu renkle yapılan çizime verilen isim. Pigmenti, genelde demir oksidin bir biçimini içeren tebeşir veya kalaydır. Sangen, kuru pastellerin (sola bakın) başlıca rengidir ve ‘kırmızı tebeşir’ olarak da adlandırılır. Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael ve Andrea del Sarto gibi 15. ve 16. yüzyıl sanatçıları tarafından yaygın olarak kullanılmıştır. Bu renk, hacim ve atmosfer etkileri yaratmak için özellikle kullanışlıdır. Seramik fırını Çömlek ve tuğlaları pişirmek için kullanılan fırın. Bu fırınlar genellikle tuğla ve taşla çevrilir ve gaz, akaryakıt ya da elektrikle çalıştırılabilir. Öte yandan bazı çömlekçi ve heykeltıraşlar elektrikle ısıtılan fırınların fazla hızlı ısındığını ve en iyi etkinin elde edilemediğini belirtirler. Başlıca iki tür seramik fırını vardır. Kireç ocaklarında malzemeler ısı kaynağıyla doğrudan temas halindedirler; tuğla ve çömlek fırınlarında ise malzemeler alttan ısıtılıp pişirilir. Fırının iç ısısı, aşırı sıcaklıklara dayanıklı bir tür termometre olan Pirometre ile veya belirli bir sıcaklıkta eriyen pirometrik kil konileriyle ölçülür. Sıcak baskılı kağıtlar Sıcak baskı uygulanmış kağıtlardır. Tıpkı çamaşırlarınızı sıcak ütüyle ütülemeniz gibi kağıtlarda sıcak preslerden geçirilerek düzleştirilir. Detaylı desen çalışmaları, ilüstrasyonlar ve mürekkep çalışmaları için uygundurlar. Soğuk baskılı kağıtlar (cold press paper) Sıcak baskı uygulanmamış kağıtlara verilen isimdir. Kağıt yüzeyi grenli (dokulu) olduğu için pastel, yağlı boya ya da kara kalem gibi birbirinden farklı bir çok boyama çeşidinde kullanılabilirler. Daha çok peysaj ve deniz konulu açık alan resimleri için uygundur. Üzerindeki dokular sebebiyle resimler seyredenlerde derinlik ve gerçeklik etkisi uyandırır. Suda çözülen grafit kalemler Bu kalemlerin baş bölümlerinde suda çözülebilen bir madde bulunmaktadır. Bilinen grafit kalemlerden daha farklı ve etkin koyuluklar elde edilebilir. Bu kalemler desen çalışmak ve gölge vermek için kullanıldıkları gibi, bir fırça yardımıyla su ile üzerlerinden geçildiği takdirde tonların değerlerin de yoğunlaşacaktır. Sulu boya Su ile inceltilen, kapatıcı özelliği olmayan boyalardır. Kağıt üzerine uygulanırlar. Suyla çözülen renkli kalemler Suyla çözülen renkli kalemler, kullanılması heyecan veren resim malzemeleridir. Sıradan renkli kalemlerin kullanıldığı her yer ve şekilde kullanılabildikleri gibi suyla harmanlanarak resme bir suluboya çalışması görünümü vermek için de kullanılabilirler. Bu kalemlerle çizilmiş bulunan alanlar üzerinden sulu bir fırçayla geçildiğinde, eğer yeterli pigment varsa rengin sulu hali elde edilmşi olacaktır.su, kağıdın üzerine, zemini nemlendirmek için uygulanıp ardından bu yüzey üzerinde kalemle çalışılmaya devam edilebilir. Farklı bir alternatif olaraksa, kalem suyun içine batırılıp çalışılarak bir dizi yumuşak, silik ve karışmış renk blokları elde edilebilir. Suyla çözülebilen kalemler ve pastellerin her ikisi de çok kullanışlı malzemeler olup aynı amaç için kullanılabilirler. Tebeşir Doğal yolla oluşmuş yumuşak taştan meydana gelen çizim materyalidir. Üç ana çeşidi siyah tebeşir (karbon orijinli şistten elde edilir), kırmızı tebeşir (kırmızı topraktan yapılır ve kan kırmızısı olarak da adlandırılır) ve beyaz tebeşirdir (kireç taşından elde edilir). Tebeşir tarih öncesi zamandan itibaren çizimlerde kullanılır. Leonardo Da Vinci (1452-1519) gibi sanatçılar tarafından on beşinci yüzyılda kullanıldı ve spontan çizimlerde tercih edilen en popüler malzeme olarak kaldı. Mum boya ve pastel boyanın tersine, çizim yapmak için tebeşirde herhangi bir üretim sürecine ihtiyaç duyulmaz. Toz pastel Kağıt ve karton üzerine uygulanan, renk geçişlerini kolayca gerçekleştirilen, yüzeye kolaylıkla yayılan boyalardır. Yağlı boya Terebentin ile inceltilen, kapatıcı boyalardır. Farklı yağlarla karıştırılarak akışkanlıkları değiştirilebilir. Geç kuruma özelliğine sahiptir. Uzun süreli çalışmalar için uygundurlar. Yağlı kalem Bu malzeme kurşun veya tükenmez kalem gibi normal kalemlerle çizilemeyen seramik cam ve diğer yüzeylerde kullanılır. Etrafları kağıt veya tahta ile çevrilidir. Yağlı pastel Toz pastele oranla daha kapatıcı, terebentin ya da resim yağıyla inceltilerek akışkan hale getirilebilen boyalardır. Toz pastel gibi kolayca resim yüzeyine yayılmazlar.