ÖZCAN SANAT EVİ

ÇOK HOŞ GELDİNİZ, HOŞLUKLAR GETİRDİNİZ! KEŞKE BİR DE ELEŞTİRMEK İÇİN ZAMAN BULARAK BENİ MUTLU ETSENİZ…

29.7.2009 - ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 4


MÜZİK SANATINDAKİ GELİŞMELER

Kla­sik Türk Mü­zi­ği" ve­ya "Türk Sa­nat Mü­zi­ği" di­ye ad­lan­dı­rı­lan ge­le­nek­sel Türk mü­zi­ği­nin kö­ken­le­ri, he­men he­men bü­tün Os­man­lı ku­rum­la­rı ve sa­nat üslûplarının ter­si­ne, Sel­çuk­lu­lar­dan ve Ana­do­lu bey­lik­le­rin­den de­ğil, Ab­ba­si, Ce­la­yir­li ve Ti­mur­lu sa­ray­la­rın­da­dır. Mü­zi­ko­log­lar özel­lik­le Or­ta­do­ğu ül­ke­le­ri mü­zik­le­ri­ni İslâm mü­zi­ği ola­rak ad­lan­dır­mak­ta­dır­lar. Cum­hu­ri­yet'in ku­ru­lu­şu ile bir­lik­te, Ba­tı kül­tür çev­re­si­ne gir­me, çağ­daş­laş­ma yo­lun­da cid­di adım­lar atıl­mış­tır. Ulu­sal kim­lik edin­me ça­lış­ma­la­rı sü­rer­ken, Ba­tı mü­zi­ği ile be­ra­ber ye­ni ürün­ler el­de edil­me­ye ça­lı­şıl­mış­tır. Os­man­lı­la­rın Ba­tı (Kla­sik Ba­tı) mü­zi­ğiy­le ta­nış­ma­la­rı­ di­ğer bü­tün alanlar­da ol­du­ğu gi­bi, sa­ray ara­cı­lı­ğıy­la ol­muş­tur. Av­ru­pa­lı sa­nat­çı­lar ül­ke­ye ge­lip kon­ser ver­miş­ler­dir. Sa­ray dü­ğün ve tö­ren­le­rin­de Ba­tı mü­zi­ği­ne de yer ve­ril­miş­tir. Do­ni­zet­ti Pa­şa Mı­zı­kay-ı Hu­ma­yun'un ba­şı­na ge­ti­ril­miş ve onu Gu­a­tel­li Pa­şa gi­bi bir­çok Av­ru­pa­lı iz­le­miş­tir. Dev­ri­min en zor uy­gu­lan­dı­ğı alan mü­zik ol­muş­tur. Va­r o­lan mü­zi­ğin ye­ri­ni di­na­mik, bi­lim­sel, çağ­daş, ulu­sal Türk mü­zi­ği­nin al­ma­sı ge­re­ki­yor­du.

Ata­türk bü­tün alan­lar­da çağ­daş uy­gar­lı­ğı ya­ka­la­ya­bil­mek için, bu ye­ni kül­tür or­ta­mın­da çok ses­li bir Türk mü­zi­ği­nin oluş­ma­sın­dan ya­na­dır. Cum­hu­ri­yet­le bir­lik­te mü­zik ala­nın­da şu ge­liş­me­ler iz­len­miş­tir: 1916'da İs­tan­bul Ma­a­rif Nez­ha­re­ti ta­ra­fın­dan ku­ru­lan "Da­rü­lel­han" 1923’de vilâyete bağ­lan­mış ve "Garp Musikîsi Şu­be­si" açı­lıp "ya­rı kon­ser­va­tu­ar" du­ru­mu­na ge­ti­ril­miş­tir.

Ba­tı­lı­laş­ma ça­lış­ma­la­rı­nın hız­lan­dı­rıl­ma­sı­nı is­te­yen Ata­türk'ün di­rek­tif­le­riy­le dü­zen­le­me­ye baş­la­nan en uy­gun ve tek top­lu­luk "Mü­zi­ka­yı Hü­ma­yun"'dur. Ço­ğun­lu­ğu Cum­hu­ri­yet­ten ön­ce ku­ru­lan Makâm-ı Hilâfet mı­zı­ka­sı (Mı­zı­ka-ı Hümâyûn) üye­le­rin­den olu­şan bir or­kest­ra Os­man Ze­ki Ün­gör yö­ne­ti­min­de oluş­tu­rul­muş­tur. Bu­gün­kü Cum­hur­baş­kan­lı­ğı Sen­fo­ni Or­kest­ra­sı'nın çe­kir­de­ği söz ko­nu­su olan top­lu­luk­tur. 2 Ni­san 1924'de Ay­nı Or­kest­ra "Ri­ya­se­ti Cum­hur Mu­si­ki He­ye­ti" adı­nı alıp, Cum­hur­baş­kan­lı­ğı'na bağ­lan­mış­tır. 16 Tem­muz 1921'de An­ka­ra'da Ma­a­rif Kong­re­si top­lan­mış, mü­zik eği­ti­min­de çağ­daş yak­la­şım­la­rın ge­rek­li­li­ği tar­tı­şıl­mış­tır. 1 Ey­lül 1924'de An­ka­ra Musikî Mu­al­lim Mek­te­bi açıl­mış­tır. 1928-1933 yıl­la­rı ara­sın­da bu mek­tep­te öğ­ret­men, or­kest­ra ele­ma­nı ve de askerî ban­do ele­ma­nı ye­tiş­tir­me­ye ça­lı­şıl­mış­tır. Bu zor­la­ma oku­lun eği­tim prog­ra­mı­na zarar ver­miş­tir. Musıkî Mu­al­lim mek­te­bi bi­na ve imkân ola­rak ye­ter­siz­dir. Çe­şit­li dö­nem­ler­de eği­tim yıl­la­rı, müf­re­dat ve ba­şa­rı sı­nav­la­rın­da de­ği­şik­lik­ler ol­muş­tur. 1927'de İs­tan­bul Kon­ser­va­tu­a­rı öğ­re­ti­me baş­la­mış ve şark mü­zi­ği eği­ti­mi­ni so­na er­dir­miş­tir. Ana­do­lu'dan der­le­me­ler ya­pıl­mış ve bu der­le­me­ler def­ter ha­lin­de ya­yın­lan­mış­tır. 12 Ara­lık 1924'de İs­tan­bul Üni­ver­si­te­si Ede­bi­yat Fa­kül­te­si'ne bağ­lı ola­rak Tür­ki­yat Ens­ti­tü­sü, 1 Ka­sım 1927'de An­ka­ra'da Ana­do­lu Halk bil­gi­si der­ne­ği, 18 Tem­muz 1930'da An­ka­ra Et­nog­raf­ya Müzesi ve 19 Şu­bat 1932'de Hal­kev­le­ri­nin açılmasıyla Türk bes­te­ci­le­ri­ne ulu­sal mo­tif ve te­ma mal­ze­me­le­ri sağ­lan­mış­tır. Yo­ğun et­nog­ra­fik ve fok­lo­rik ça­lış­ma­la­ra gi­ri­şil­miş­tir. Ba­tı'da­ki kon­ser­va­tu­var­la­rı ör­nek alan, dev­let des­te­ğin­de bir kon­ser­va­tu­ar kur­mak için ün­lü Al­man bes­te­ci Pa­ul Hin­de­mith çalışmalara başlamış ve 1936 yılında An­ka­ra Dev­let Kon­ser­va­tu­a­rı hizmete girmiştir.

Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu dö­ne­min­de bir iş ko­lu ola­rak be­nim­sen­me­yip kü­çüm­se­nen mü­zik, Cum­hu­ri­yet'ten son­ra en elit ta­ba­ka­la­ra mah­sus çok özel bir alan ola­rak ye­ri­ni al­mış, bir­çok aşa­ma­yı ba­şa­rıy­la geç­miş­tir. Bü­yük ön­der Ata­türk mü­zik ala­nın­da­ki ge­liş­me­le­ri ya­kın­dan ta­kip et­miş, bir­çok de­fa ko­nuy­la il­gi­li gö­rüş­le­ri­ni ay­rın­tı­la­rıy­la ak­tar­mış ve özel ola­rak müzik ile il­gi­len­miş­tir. Bu ko­nu­da kay­nak­lar­da yer alan gö­rüş­le­rin­den ba­zı­la­rı şun­lar­dır:

"Ha­yat­ta mu­si­ki lâzım de­ğil­dir. Çün­ki ha­yat mu­si­ki­dir. Mu­si­ki ile alâkası ol­ma­yan mah­lu­kat in­san de­ğil­dir. Eğer mev­zu­ba­his olan ha­yat in­san ha­ya­tı ise, mu­si­ki be­he­me­hal var­dır. Mu­si­ki­siz ha­yat za­ten mev­cut ola­maz. Mu­sı­ki ha­ya­tın ne­şe­si, ru­hu, sü­ru­ru ve her­şe­yi­dir. Yal­nız mu­sı­ki­nin ne­vi sa­ya­nı mü­ta­la­a­dır."

"Ar­ka­daş­lar, gü­zel sa­nat­la­rın hep­sin­de ulus genç­li­ği­nin ne tür­lü iler­le­til­me­si­ni is­te­di­ği­ni­zi bi­li­rim. Bu ya­pıl­mak­ta­dır. An­cak bun­dan en ça­buk, en ön­de gö­tü­rül­me­si ge­rek­li olan Türk mu­sı­ki­si­dir. Bir ulu­sun ye­ni de­ği­şik­li­ğin­de öl­çü, mu­sı­ki­sin­de de­ği­şik­li­ği ola­bil­me­si, kav­ra­ya­bil­me­si­dir. Bu­gün din­le­ni­len mu­sı­ki yüz ağar­ta­cak de­ğer­den uzak­tır. Bu­nu açık­ça bil­me­li­yiz. Ulu­sal, in­ce duy­gu­lar, dü­şün­ce­ler an­la­tan yük­sek de­yiş­le­ri, söy­le­yiş­le­ri top­la­mak, on­la­rı bir­gün ön­ce ge­nel mu­sı­ki ku­ral­la­rı­na gö­re iş­le­mek ge­re­kir. An­cak; bu yü­zey­de, Türk ulu­sal mü­zi­ği yük­se­le­bi­lir, ev­ren­sel mu­sı­ki­de ye­ri­ni ala­bi­lir."

Ata­türk 27 Ekim 1922 gü­nü Bü­yük Za­fer'i kut­la­mak için İs­tan­bul'dan Bur­sa'ya ge­len öğ­ret­men­le­re Şark Ti­yat­ro­su'nda­ki top­lan­tı­da şöy­le ses­len­miş­tir:

"Ha­nım­lar, bey­ler! Or­du­la­rı­mı­zın ih­raz et­ti­ği za­fer, si­zin ve si­zin or­du­la­rı­nı­zın za­fe­ri için yal­nız ze­min ha­zır­la­dı... Ger­çek za­fe­ri siz ih­raz ve ida­me ede­cek­si­niz ve be­he­ma­hal mu­vaf­fak ola­cak­sı­nız. Mil­le­ti­mi­zin siyasî, içtimaî ha­ya­tın­da, mil­le­ti­mi­zin fik­ri ter­bi­ye­sin­de reh­ber'imiz ilim ve fen ola­cak­tır. Mek­tep sa­ye­sin­de, mek­te­bin ve­re­ce­ği ilim ve fen sâyesindedir ki Türk mil­le­ti, Türk sa­na­tı, iktisadiyâtı, Türk şi­ir ve ede­bi­ya­tı, bü­tün bedâyii'yle inkişâf eder."

Ata­türk'ün 1 Mart 1923'te TBMM Dör­dün­cü dö­nem açı­lış ko­nuş­ma­sın­dan:

"Efen­di­ler! Ter­bi­ye ve ted­ris'te tat­bik edi­le­cek usûl, malûmatı, in­san için faz­la bir süs, bir va­sı­ta-ı ta­hak­küm, ya­hut me­de­ni bir zevk'ten zi­ya­de, mad­di ha­yat'ta mu­vaf­fak ol­ma­yı te­min eden, ame­li ve ka­bil-i istimâl bir ci­haz ha­li­ne ge­tir­mek­tir... Ame­li ve şâmil bir ma­a­rif için hu­dud-ı va­ta­nın me­ra­kiz-i mü­him­me­sin­de as­ri kü­tüp­ha­ne­ler, ne­ba­tat ve hay­va­nat bah­çe­le­ri, kon­ser­va­tu­var­lar, da­rül­me­sa­i­ler, mü­ze­a­a­lar'la teç­hi­zi ica­bet­mek­te­dir."

8 Ağus­tos 1928 ge­ce­si, İs­tan­bul'da, Sa­ray­bur­nu Ga­zi­no­su'nda hal­ka Harf Dev­ri­mi'ni du­yu­ran Ata­türk, ora­da ye­ni harf­le ka­le­me al­dı­ğı ve Fa­lih Rıf­kı'ya okut­tu­ğu ya­zı­da şöy­le di­yor­du:

"Bu ge­ce bu­ra­da, gü­zel bir te­sa­düf ese­ri ola­rak Şark'ın en müm­taz iki mu­sı­ki he­ye­ti­ni din­le­dim. Bil­has­sa sah­ne­yi bi­rin­ci ola­rak tez­yin eden Mü­ni­re't-ül Meh­di­ye Ha­nım sanatkârlığında mu­vaf­fak ol­du. Fa­kat be­nim Türk his­si­ya­tım üze­rin­de ar­tık bu mu­si­ki, bu ba­sit mu­si­ki, Tür­kün çok mün­ke­şif ruh ve his­si­ni tat­mi­ne ka­fi gel­mez. Şim­di kar­şı­da me­de­ni dün­ya­nın mu­sı­ki­si de işi­til­di. Bu ana ka­dar Şark mu­sı­ki­si de­ni­len te­ren­nüm­ler kar­şı­sın­da kan­sız gi­bi gö­rü­nen halk, der­hal ha­re­ke­te ve fa­a­li­ye­te geç­ti. Hep­si oy­nu­yor ve şen şâtırdırlar, ta­bi­a­tın ica­ba­tı­nı ya­pı­yor­lar. Bu pek ta­bi­i­dir. Ha­ki­ka­ten Türk, fıt­ra­ten şen şâtır'dır. Eğer onun bu gü­zel hu­yu bir za­man için fark olun­ma­mış­sa, ken­di­nin ku­su­ru de­ğil­dir. Ku­sur­lu ha­re­ke­tin acı fe­la­ket­li ne­ti­ce­le­ri var­dır. Bu­nun fâriki ol­ma­mak ka­ba­hat­ti.

İş­te Türk mil­le­ti bu­nun için gam­lan­dı. Fa­kat ar­tık mil­let ha­ta­la­rı­nı ka­nı ile tas­hih et­miş­tir. Ar­tık müs­te­rih­tir. Ar­tık Türk şen­dir, fıt­ra­tin­de ol­du­ğu gi­bi, ar­tık Türk şen­dir. Çün­kü ona iliş­me­nin hatarnâk ol­du­ğu­nu tek­rar is­pat is­te­mez ka­na­a­tin­de­dir. Bu ka­na­a­tay­nı za­man­da te­men­ni­dir."

30 Ka­sım 1929. Ata­türk ve Emil Lud­wig'in di­ya­lo­ğu şöy­le ak­ta­rı­lır:

"Ata­türk - Mon­tes­qu­i­eu'nün 'Bir mil­le­tin mu­si­ki­de­ki mey­li­ne ehem­mi­yet ve­ril­mez­se, o mil­le­ti iler­let­mek müm­kün ol­maz' sö­zü­nü oku­dum; tas­dik ede­rim. Bu­nun için mu­sı­ki­ye pek çok iti­na gös­ter­mek­te ol­du­ğu­mu gö­rü­yor­su­nuz.

Ga­ze­te­ci - Biz Garp­li­le­re gö­re Şark mu­sı­ki­si­nin ku­lak­la­rı­mı­za ge­len ga­ra­be­ti ci­he­tin­den bah­set­tim ve de­dim ki:

'Şar­kın yegâne an­la­ya­ma­dı­ğı­mız bir fen­ni var­sa o da mu­sı­ki­si­dir.'

Ga­zi, o za­man bu mu­sı­ki­nin Türk­çe'de tes­mi­ye­si­ne iti­raz ede­rek şöy­le de­miş­tir:

- Bun­lar hep Bi­zans'tan kal­ma şey­ler­dir. Bi­zim hakikî mu­sı­ki­miz Ana­do­lu hal­kın­da işi­ti­le­bi­lir.

- Bu nağ­me­le­rin ıs­la­hiy­le te­rak­ki et­ti­ril­me­si müm­kün de­ğil mi­dir?

- Garp mu­si­ki­ci­li­ği bu­gün­kü ha­li­ne ge­lin­ce­ye ka­dar, ne ka­dar za­man geç­ti?

- Dört­yüz se­ne ka­dar geç­ti.

- Bi­zim bu ka­dar za­man bek­le­me­ye vak­ti­miz yok­tur. Bu­nun için Garp mu­sı­ki­si­ni al­mak­ta ol­du­ğu­mu­zu gö­rü­yor­su­nuz."

 


Not : Fotoğraf 020 Numaralı tabloma aittir ( 21 x 30 cm )
Yorum (1) :: Bağlantı

23.6.2009 - ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 3


Heykel Sanatındaki Gelişmeler

Türk sa­na­tın­da hey­kel ge­le­ne­ği bal­bal adı ve­ri­len me­zar hey­kel­le­ri­ne ka­dar uza­nır. İslâmla bir­lik­te so­yut­la­yı­cı bir an­la­yış be­nim­sen­miş­tir. Os­man­lı dö­ne­min­de sa­ray ve seç­kin bir çev­rey­le sı­nır­lı kal­mış olan hey­kel zev­ki, soy­lu ay­rı­ca­lı­ğı­nı aşa­ma­mış­tır. Ba­tı­lı­laş­ma, sa­nat zev­ki­ni de de­rin­den et­ki­le­miş, Türk top­lu­mu­na ve İslâm ina­nı­şı­na ay­kı­rı sa­nat­la­rın ba­şın­da ge­len hey­ke­le il­gi du­yul­ma­ya baş­lan­mış­tır.1871'de C.F. Ful­ler, Sul­tan Ab­dü­la­ziz'in hey­ke­li­ni yap­mış ve sa­ray bah­çe­si dök­me hay­van hey­kel­le­ri ile be­zen­miş­tir. 2 Mart 1883'de Sa­na­yi-i Ne­fi­se mek­te­bin­de Hey­kel Bö­lü­mü açıl­mış, 1891'de Meh­met İh­san yurt­dı­şı­na hey­kel eği­timi için gön­de­ril­miş­tir. 1914-1918 yıl­la­rı ara­sın­da di­ki­len ilk anıt, Sul­tan Os­man anı­tı ol­muş­tur. 1926'da He­in­rich Krip­pel, 1927'de Pi­et­ro Ca­no­ni­ca yur­du­mu­za ge­le­rek, hey­kel sa­na­tı­nı yön­len­dir­miş­ler­dir. Cum­hu­ri­yet'in ilk bir­kaç yı­lın­da, hey­kel ko­nu­sun­da anıl­ma­ya de­ğer bir ça­lış­ma gö­rül­mez. Anıt ko­nu­su hep tar­tış­ma mal­ze­me­si ol­muş­tur. İlk ya­pı­lan hey­kel ve anıt­la­rın inkılâba hiz­met et­me­di­ği, mil­li duy­gu­la­rı iyi an­la­ta­ma­dı­ğı gö­rü­lür.Ay­nı top­rak par­ça­sı­nı, ay­nı ta­ri­hi, ay­nı ül­kü­yü pay­laş­ma­yan ve ge­le­cek­te de pay­laş­ma­yı dü­şün­me­yen in­san­la­rın mil­li mü­ca­de­le ve inkılâp ru­hu­nu yan­sı­ta­ma­ya­ca­ğı so­nu­cu­na va­rı­lır. Bu ne­den­le ba­şa­rı­sız da ol­sa, güç­le­ri öl­çü­sün­de abi­de ve hey­kel­le­rin Türk sa­nat­çı­la­ra ıs­mar­lan­ma­sı ve bu yol­la sa­nat­çı­la­rın maddî ve manevî an­lam­da des­tek­len­me­si ka­rar­laş­tı­rı­lır.

22 Ocak 1923'te Bur­sa Şark Si­ne­ma­sı'nda­ki top­lan­tı­da Mus­ta­fa Ke­mal'e de bu ko­nu­da­ki dü­şün­ce­si so­rul­muş­tur. Ce­va­bı hey­kel sa­na­tı­nın Tür­ki­ye'de­ki ge­le­ce­ği ba­kı­mın­dan önem­li­dir. Bu ce­vap şöy­le­dir:
"Âbidât'tan bah­se­den ar­ka­da­şı­mı­zın mak­sa­dı hey­kel ol­sa ge­re­kir. Dün­ya­da mü­te­med­din, müterakkî ve mütekâmil ol­mak is­te­yen her­han­gi bir mil­let be­he­ma­hal hey­kel ya­pa­cak ve hey­kelt­raş ye­tiş­ti­re­cek­tir. Âbidât'ın şu­ra­ya bu­ra­ya hâtırat-ı ta­ri­hi­ye ola­rak rek­zi­nin mu­ga­yir-i din ol­du­ğu­nu id­dia eden­ler, ahkâm-ı şer'iye­yi lâyıkıyla te­teb­bu ve tet­kik et­me­miş olan­lar­dır. Cenâb-ı Pey­gam­be­rin din-i İslâm te­si­sin­den bu ana ka­dar bin üç­yüz bu ka­dar se­ne geç­miş­tir. Haz­ret-i Pey­gam­ber'in evâmir-i ilâhiyeyi te­bil­ği esa­na­dın­da mu­ha­tap­la­rı­nın kalb ve vic­da­nın­da put­lar var­dı. Bu in­san­la­rı tarîk-ı Hakk'a da­vet için evvelâ o taş par­ça­la­rı­nı at­mak ve bun­la­rı cep­le­rin­den ve kalb­le­rin­den çı­kar­mak mec­bu­ri­ye­tin­de idi. Ha­ka­yık-ı İslâmiye ta­ma­miy­le an­la­şıl­dık­tan ve ha­sıl olan ka­na­at-i vic­da­ni­ye kuv­vet­li hâdisât ile de te­ey­yüd et­tik­ten son­ra bir­ta­kım mü­nev­ver in­san­lar'ın böy­le taş par­ça­la­rı­na ta­ab­bü­dü­nü farz ve zan et­mek âlem-i İslâm'ı tah­kir et­mek de­mek­tir. Mü­nev­ver ve din­dar olan mil­le­ti­miz, te­rak­ki­nin es­ba­bı'ndan bi­ri olan hey­kelt­raş­lı­ğı âzamî de­re­ce­de iler­le­te­cek ve mem­le­ke­ti­mi­zin her kö­şe­si ec­da­dı­mı­zın ve bun­dan son­ra ye­ti­şe­cek evlâtlarımızın hâtıralarını gü­zel hey­kel­ler'le dün­ya­ya ilân ede­cek­tir. Bu işe çok­tan baş­lan­mış­tır. Meselâ Si­vas'tan Er­zu­rum'a gi­der­ken yol üze­rin­de gü­zel bir hey­ke­le tesâdüf eder­si­niz... İn­san­lar mütekâmil ol­mak için ba­zı şey­le­re muh­taç­tır. Bir mil­let ki re­sim yap­maz, bir mil­let ki hey­kel yap­maz, bir mil­let ki fen­nin icab et­tir­di­ği şey­le­ri yap­maz, iti­raf et­me­li ki o mil­le­tin ta­rik-i te­rak­ki­de ye­ri yok­tur. Hal­bu­ki bi­zim mil­le­ti­miz, ev­saf-ı ha­ki­ki­siy­le mü­te­med­din ve mü­te­rak­ki ol­ma­ya lâyık'tır ve ola­cak­tır."
Ke­nan Yon­tunç'un hey­kel ve abi­de­ler ko­nu­sun­da­ki Atatürk ile ilgili bir anı­sı şöy­le­dir:
"... 1928 Ey­lül ayın­da­ki ev­len­me tö­re­nim­de Ata­türk de bu­lun­muş­tu. Bir ara Ma­a­rif Ve­ki­li Mus­ta­fa Ne­ca­ti Bey: 'Pa­şam, hey­kelt­raş Ca­no­ni­ca'ya bü­tün vilâyetlerimiz için hey­ke­li­ni­zi yap­tı­ra­ca­ğız. Bir an­laş­ma­ya va­rı­yo­ruz' de­di. Söz is­te­dim: 'Pa­şam, izin ve­rir­se­niz ar­ze­de­yim. Ti­mur'un, Cen­giz'in hey­kel­le­ri ya­pıl­ma­dı. Nam­la­rı da unu­tul­muş de­ğil­dir. Si­zin as­ker dehânız ya­nın­da bü­yük inkılâpçılığınız ge­lir. İzin ve­rir­se­niz, si­zin hey­kel­le­ri­ni­zi, biz, Türk sa­nat­çı­la­rı ya­pa­lım. Gü­zel Sa­nat­la­rın bu da­lın­da bir çok ye­ni­yiz, he­nüz ye­tiş­me­dik. İler­de ye­ti­şe­cek­ler, iç­le­rin­den ge­le­cek sev­gi ve si­zi ebedîleştireceklerdir. Meselâ bi­zim edip­le­ri­miz, şa­ir­le­ri­miz za­yıf­tır di­ye bu bü­yük hamâset des­ta­nı­nı D'An­nun­zio'ya mı yaz­dı­ra­lım?' de­dim. Ben ko­nu­şur­ken ka­yın­pe­de­rim Kâzım Pa­şa da­hil, her­kes, Ata­türk'ün kı­za­ca­ğın­dan kor­ka­rak on­dan uzak­laş­mış­tı. Ata­türk, Ma­a­rif Ve­ki­li'ne: 'Ço­cuk doğ­ru söy­lü­yor Ne­ca­ti Bey! Bu işi dur­du­run, bi­zim­ki­ler yap­sın­lar' de­di."


Not: Fotoğraf 459 numaralı tabloma aittir. ( 75x111 cm )
Yorum (0) :: Bağlantı

12.6.2009 - ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 2


 

Re­sim Sa­na­tındaki Ge­liş­me­ler

Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de, re­sim ala­nın­da hız­la olu­şan ge­liş­me­le­ri şöy­le özet­le­ye­bi­li­riz: Tür­ki­ye'de re­sim Tan­zi­mat'tan be­ri ya­pıl­mak­tay­dı. An­cak ne res­sam­lar, ne de on­la­rın eser­le­ri ta­nın­mak­tay­dı. Bu­nun ne­den­le­ri ara­sın­da, bu re­sim­le­rin ser­gi­le­ne­ce­ği ser­gi sa­lon­la­rı­nın ol­ma­yı­şı, mü­ze­le­rin bu­lun­ma­yı­şı ve sa­nat eser­le­ri­nin eleş­ti­ri­si­ni ya­pa­cak eleş­tir­men­le­rin ye­tiş­ti­ril­me­yi­şi sa­yı­la­bi­lir. Cum­hu­ri­yet'in ilânından son­ra özel­lik­le Cum­hu­ri­yet'in Onun­cu Yıl­dö­nü­mü kut­la­ma­la­rıy­la be­ra­ber bu ko­nu­lar­la il­gi­li yo­ğun ça­lış­ma­lar baş­la­tıl­mış­tır. Plas­tik sa­nat­lar ala­nın­da önem­li dü­zen­le­me­ler ya­pıl­mış­tır.

Bu ça­lış­ma­lar so­nu­cun­da sa­nat­çı­lar , ha­yal dün­ya­la­rı­nın sı­nır­la­rı­nı zor­la­mış­lar, top­lu­mu ta­nı­ma­ya ça­lış­mış, ta­bi­a­tı ve ger­çek­le­ri gör­müş­ler­dir. Re­sim­le­ri­nin ko­nu­la­rı­nı Ana­do­lu'dan, Ana­do­lu in­sa­nın­dan, güç­le­ri öl­çü­sün­de tu­val­le­ri­ne ak­tar­ma­ya ça­lış­mış­lar­dır. Mil­li mü­ca­de­le­nin ta­rih­çe­si­ni, dev­rim­le­ri an­la­tan re­sim­ler ya­pa­rak, inkılâba hiz­met et­miş­ler­dir. Yıl­lık Plas­tik Sa­nat­lar Ser­gi­le­ri ku­rul­muş, en gü­zel eser­le­rin dev­let­çe sa­tın alın­ma­sı sağ­lan­mış­tır. Alı­nan bu eser­ler dev­let bi­na­la­rı­na asıl­mış­tır. Böy­le­ce, sa­nat­çı hem maddî hem de manevî açı­lar­dan des­tek­len­miş­tir.

As­lın­da Türk sa­na­tı, min­ya­tür ge­le­ne­ğiy­le res­mi çok­tan ta­nı­mış­tı. On­do­ku­zun­cu yüz­yı­lın ilk ya­rı­sın­dan iti­ba­ren Türk re­sim sa­na­tı, üç bo­yut­lu yağ­lı­bo­ya res­me doğ­ru uza­nan bir çiz­gi­de iler­le­me­ye baş­la­mış­tır. "Türk Pri­mit­le­ri" di­ye de anı­lan ve En­de­run­lu ama­tör­ler­den olu­şan ilk ku­şa­ğın ar­dın­dan, Na­tü­ra­list üslûbu be­nim­se­miş res­sam­lar ku­şa­ğı ge­lir. Bir­ço­ğu as­ker kö­ken­li­dir. Bu grup, Tür­ki­ye'de ge­le­ne­ği ol­ma­yan bir sa­nat tü­rü­nün ku­ru­cu­su­dur­. 1883'de Sa­na­yi-i Ne­fi­se Mek­te­bi'nin açıl­ma­sı, 1910'da Av­ru­pa sı­nav­la­rı­nın baş­la­tıl­ma­sı, 1914'de "Çal­lı Ku­şa­ğı" ola­rak da anı­lan Emp­res­yo­nist üslûpla ça­lı­şan ku­şa­ğın ar­dın­dan "Os­man­lı Res­sam­lar Ce­mi­ye­ti" ola­rak 1908'de ku­ru­lan, 1921'de "Türk Res­sam­lar Ce­mi­ye­ti",1926'da "Türk Sa­na­yi-i Ne­fi­se Bir­li­ği" ve "Gü­zel Sa­nat­lar Bir­li­ği" adı­nı alan grup, mo­dern sa­nat akım­la­rın te­mel taş­la­rı ola­rak sa­nat ta­ri­hin­de­ki yer­le­ri­ni alır­lar. Eği­tim için Al­man­ya'ya gi­dip, ge­ri dö­nen genç­le­rin oluş­tur­duk­la­rı "Müs­ta­kil Res­sam­lar ve Hey­kelt­raş­lar Bir­li­ği" 1928'de ku­rul­muş olup, çe­şit­li eği­lim­le­ri için­de ba­rın­dır­mış­tır. Bu eği­lim­ler ara­sın­da Re­a­lizm, Eks­pres­yo­nizm ve Kü­bizm sa­yı­la­bi­lir. Bu ça­lış­ma­lar bir­kaç yıl sür­müş­tür. 1933'de "D Gru­bu"nun ku­rul­ma­sıy­la mo­dern sa­na­tın ça­ğa uy­gun üslûpları da Türk re­sim sa­na­tı­nın pers­pek­ti­fin­den yan­sı­ma­ya baş­la­mış ve öz­gün ara­yış­lar hız ka­zan­mış­tır. Bu nok­ta­da Ata­türk'ün şu söz­le­ri son de­re­ce an­lam­lı­dır:

"Efen­di­ler! mil­let, mil­le­tin rûh-ı sa­nat'-ı mu­si­ki'si, ede­bi­yat'ı ve bü­tün bediîyât'ı bu kudsî ci­da­lin ilâhi terânelerini mü­eb­bed bir va­tan aş­kı'nın ve­cit­le­riy­le da­i­ma te­ren­nüm et­me­li­dir.

"Efen­di­ler... He­pi­niz me­bus ola­bi­lir­si­niz, ve­kil ola­bi­lir­si­niz, hat­ta re­is­ci­cum­hur ola­bi­lir­si­niz, fa­kat sanatkâr ola­maz­sı­nız

"...İn­san­lar mütekâmil ol­mak için ba­zı şey­le­re muh­taç­tır. Bir mil­let ki re­sim ya­pa­maz, bir mil­let ki hey­kel ya­pa­maz...... İti­raf et­me­li­yim ki o mil­le­tin tarîk-i te­rak­kide ye­ri yok­tur.



Not: Fotoğraf 451 numaralı tabloma aittir. ( 42x 75 cm )


SÜRECEK ...

.

Yorum (0) :: Bağlantı

15.4.2009 - ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 1



GİRİŞ
Ulu­sal Kur­tu­luş Sa­va­şı'nı iz­le­yen yıl­lar­dan iti­ba­ren Atatürk'ün çabalarıyla gerçekleştirilen ge­niş kap­sam­lı re­form­lar "Ata­türk Dev­ri­mleri" di­ye ad­lan­dı­rı­lır. Her alan­da ya­pı­lan bu dev­rim­ler bir bü­tün­dür. Bu bü­tün­lük Ata­türk'ün dün­ya gö­rü­şü­ne, bi­lim, uy­gar­lık, kül­tür ve sa­nat an­la­yı­şı­na da­ya­nır. Kül­tür ve sa­nat ala­nın­da­ki ge­liş­me­ler iz­le­nir­ken "bü­tün­lük" il­ke­si­nin gö­z ö­nün­de bu­lun­du­rul­ma­sı ge­rek­li­dir. Dev­rim, he­men he­men her ala­nı et­ki­le­miş, ken­di ama­cı doğ­rul­tu­su­na çek­miş, on­la­rı ye­ni bir dün­ya gö­rü­şüy­le can­lan­dır­mış­tır.
 
Ata­türk dö­ne­min­de­ki tüm ye­ni olu­şum­lar­da Ata­türk'ün baş­la­tı­cı, yön­len­di­ri­ci, hız­lan­dı­rı­cı var­lı­ğı ve ge­li­şi­mi kı­vanç­la iz­le­yen kes­kin ba­kı­şı gö­rü­lür. Yi­ne de her sa­nat da­lın­da dev­rim­ci ge­li­şim, ken­di ile­ri hat­tın­da sür­dü­rül­mek­te; ba­zen bi­ri öte­kin­den da­ha çok ça­ba, öz­ve­ri, sü­re ge­tir­mek­te, do­la­yı­sıy­la o ke­sim­de dev­ri­min ama­cı ve tu­tu­mu da­ha açık be­lir­mek­te­dir.
 
Cum­hu­ri­yet'in ila­nın­dan son­ra dev­rim­le­rin uy­gu­la­na­bil­me­si için, sal­ta­nat ve hi­la­fe­tin et­ki­le­ri­nin si­lin­me­si de gerekmiştir. Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti'nin te­mel il­ke­le­rin­den bi­ri olan halk­çı­lık ve bu­nun do­ğal so­nu­cu olan ulu­sal ege­men­lik, kül­tür ve sa­nat po­li­ti­ka­sı­nın ka­rak­te­ri­ni oluş­tu­ru­yor­du. Bu po­li­ti­ka­nın ül­ke­nin her­ ye­rin­de her­ke­se uy­gu­la­nan bir prog­ram ol­ma­sı he­def­len­miş­ti. Bu kül­tü­rün yay­gın­laş­ma­sın­da­ki en önem­li mü­ca­de­le alan­la­rın­dan baş­lı­ca­sı eği­tim ala­nıy­dı. Bu ama­ca hiz­met için ön­ce­lik­le Tev­hid-i Ted­ri­sat Ka­nu­nu (Öğ­re­ti­min Bir­leş­ti­ril­me­si Ka­nu­nu) çı­ka­rıl­mış­tır. 3 Mart 1924 ta­rih­li Tev­hid-i Ted­ri­sat Ka­nu­nu, öğ­re­tim ve eği­ti­min bir­li­ği­ni sağlamış ve bunun yanısıra med­re­se­le­rin de kal­dı­rıl­ma­sı ge­rek­miş­tir. Kül­tür ala­nın­da­ki ge­liş­me­le­re hız ka­zan­dı­ran önem­li bir inkılâp ha­re­ke­ti Arap harf­le­ri­nin ye­ri­ne ye­ni Türk harf­le­ri­nin ka­bu­lü­dür.
 
Ata­türk'ün ta­rih ve dil ala­nın­da­ki ça­lış­ma­la­rı kül­tür ala­nın­da son de­re­ce önem­li et­ki­ler yap­mış­tır. Gü­zel Sa­nat­la­rın tüm kol­la­rın­da olu­şan ge­liş­me­ler in­ce­len­di­ğin­de, Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de­ki ba­şa­rı­lı ça­lış­ma­lar açık­ça be­li­rir. Dev­let des­te­ği­nin gü­zel sa­nat­la­rın ge­li­şi­min­de­ki olum­lu so­nuç­la­rı gö­rü­lür. Gü­zel Sa­nat­lar­la il­gi­li ola­rak Ata­türk ta­ra­fın­dan ifa­de edi­len söz­ler, Ata­türk dev­rim­le­ri­nin bu ala­na yan­sı­ma­sı­na iliş­kin son de­re­ce önem­li sap­ta­ma­la­rı ak­ta­ran bi­rin­cil kay­nak­lar ol­duk­la­rın­dan, bun­la­rın baş­lı­ca­la­rı­na bu­ra­da yer ver­mek ge­rek­mek­te­dir:
 
(1923 Ada­na) "Sa­nat­sız ka­lan bir mil­le­tin ha­yat da­mar­la­rın­dan bi­ri kop­muş olur."
 
"Sa­nat gü­zel­li­ğin ifa­de­si­dir. Bu ifa­de söz­le olur­sa şi­ir, nağ­me ile olur­sa mu­si­ki, re­sim ile olur­sa res­sam­lık, oy­ma ile olur­sa hey­kelt­raş­lık, bi­na ile olur­sa mi­mar­lık olur."
 
"Bir mil­let sa­nat­tan sanatkârdan mah­rum­sa tam bir ha­ya­ta ma­lik ola­maz."
"Bir mil­let sa­na­ta ehem­mi­yet ver­me­dik­çe bü­yük bir fe­la­ke­te mah­kum­dur."
 
"Sanatkâr, ce­mi­yet­te uzun ceht (aşı­rı ça­lış­ma) ve gay­ret­ler­den son­ra al­nın­da ışı­ğı ilk his­se­den in­san­dır."
 
Not: Fotoğraf 442 Numaralı tabloma aittir.( 60x84cm )
 
SÜRECEK...
 
Gülcan Başar AKKAYA’ dan alıntıdır. 
Yorum (0) :: Bağlantı

13.5.2008 - RESİM MALZEMELERİ

 

 

 

Airbrush

Mürekkeple dolu bir kalemin, hava üfleyen bir motora bağlanmasıyla elde edilmiş bir makinedir. Hava kalemin içine üflenir ve mürekkep bu sayede resim yüzeyine püskürtülür. Havanın püskürtme gücünü değiştirerek airbrush’tan farklı etkiler elde edilebilir. Daha çok grafik sanatçıları tarafından tercih edilmesinin sebebi, iki rengi birbirlerinin içinde yumuşak bir şekilde eriterek renkten renge geçiş sağlayabilmesidir. Ayrıca fotoğraf üzerindeki yanlışlıkları düzeltmek ya da küçük ayrıntılarla oynamak için de kullanılır.


Akrilik boyalar
Plastikten yapılmışlardır ve biraz parlaktırlar; esnek olma özellikleri kuruduktan sonra da devam eder. Yağlı boyalardan farklı olarak akrilik boyalar suda çözülme özelliğine sahiptirler. Bu özellikleri sayesinde bir hayli inceltilebilirler, öyle ki sulu boyalara benzemeye başlarlar. Kalın boya katmanlarına da olanak tanrılar. Peter Blake ve Lichtenstein gibi popüler sanatçılar akrilik boyaları kullanmışlardır. 
 
Arap Zamkı

Afrika, Asya ve Avustralya'da yetişen akasya (Acacia) cinsi çeşitli ağaçlardan elde edilen zamk. Sulu boyalarda ve zamklı (yumurtalı yerine) tempera tekniğinde, ayrıca seramikte bağlayıcı olarak kullanılır. Arap zamkı, suda çözülebilen zamklar arasında en yaygın kullanılan zamktır; katı, toz ve sıvı olarak sağlanabilir. 
 
Astar
Çizim ya da resmin yapılacağı yüzeye temel dokusunu verir. Astar resim yapılmadan önce zemine uygulanan yüzey tabakasıdır. Astarlar, çok çeşitli nedenlerle kullanılabilmektedir; en yaygın neden, uygun bir resim yüzeyi oluşturabilmek. Örneğin pürüzsüz bir yüzeye doku eklemek için ya da zemini daha az emici kılmak ve renklerin parlaklığını arttırmak için kullanılabilirler. 
 
Çini Mürekkebi
Kimi zaman Hint mürekkebi olarak da adlandırılan, desen için kullanılan siyah renkli mürekkeptir. İki farklı şekilde satılmaktadır: kullanılmadan önce ıslatılarak nemlendirilmesi gereken çubuklar halinde, ya da aynı pigmentin önceden ıslatılarak (genellikle suyla) içine yapışkan katılmış şişelerde saklanan sıvı halde bulunur. Çini mürekkebi bundan 2000 yıl önce Mısır ve Çin’de kullanılmaya başlanmıştır. Kalıcılığı ve kapatıcı kıvamı sayesinde hala kullanılmaktadır. 
 
Floresan boyalar

Gerçekte gün ışığı flüoresan boyaları olarak tanımlanan bu boyalar, parlak, gösterişli bir etki yaratan çok yoğun renklerdir. İlk kez yirminci yüzyılın ortalarında kullanılmaya başlanmış ve 1960’larda Op Sanat akımının üyesi Frank Stella (d. 1936) tarafından şaşırtıcı etkiler yaratmak için kullanılmıştır (bkz: Temel Bilgiler: Renk, sayfa 246). Bu boyaların kimyasal yapısı, diğer iki parlak maddeyle aynıdır: yol işaretlerinde kullanılan floresan malzemeler ve karanlıkta parlayan fosforlu boyalar. 
 
Germe tahtası
Bu genellikle çevresine tuvalin takılıp gerildiği dikdörtgen şeklinde bir tahta çerçeveden oluşur. Germe tahtalarının kenarları yaklaşık 4.5cm olur ve birbirlerine geçecek şekilde hazırlanmıştır. Farklı boyutlara sahiptir. Germe tahtaları sulu boya kağıtlarının buruşmaması için sık sık kullanılır. 
  
Grafik kalemleri 
“Guaj” diye de bilinen grafik boyaları, kağıt, karton ve ipeğe uygulanmak için sulandırılması gereken geçirgen olmayan bir sulu boya türüdür. Bu boyaların başlıca avantajı son derece çabuk kurumaları ve geriye, fırça izlerinin belli olmadığı mat bir görüntü bırakmalarıdır. Ucuz ve kolay bulunur olan grafik boyalar, yağlı boya ve akrilik resme hazırlık çalışmalarında çok faydalıdır. 
 
Guaj boya

Opak (saydam olmayan) sulu boyalardır. Sıradan sulu boyalar kağıdın lifleri arasında kaybolur, halbuki guaj boyalar yüzey üzerinde boya katmanı bırakırlar. Mat bir biçimde kurur ve kapatıcı güçleri vardır. Tebeşir yada diğer pigmentler eklenerek, opak olarak hazırlanıştır. Beyaz rengin kullanımının yarattığı parlaklık, Paul Klee ( 1879 – 1940 ) ve George Rouault ( 1871 – 1958 ) gibi sanatçılar tarafından çokça kullanılmıştır. 
 
Hamur silgi

Kurşun kalem ve benzeri malzemelerle gerçekleştirilen kalem darbelerini yumuşatmak ya da yok etmek amacıyla kullanılır. Yaygın olarak kullanılan plastik temelli silgilerden farkı, oyun hamurlarına benzer bir yapıya sahip olup, silgi artığı bırakmadan silme işlemini gerçekleştirmesidir. 
 
İnceltici
Yağlı boyalar ve yağlı pasteller çok yoğun boyalardır bu yüzden kullanılmadan önce inceltmek gerekir. Ressamlar tarafından kullanılan iki inceltici terebentin ve beyaz ispirtodur. Beyaz ispirto, vernik ve boyalar için üretilen bir malzemedir. Terebentinden daha az yapışkan olduğundan ve onun kadar güçlü bir kokusu olmadığından ressamlar tarafından tercih edilir. 
 
Kara kalem
Yakılarak kömür haline getirilmiş söğüt ya da asma dallarından üretilebilir. Çok yönlü bir çizim malzemesidir, ancak kirli olabilir. Kurşun kalem, bu maddenin sıkıştırılmış ve ahşapla çerçevelenmiş halidir; bunun yapılmasının avantajı, ellerinizin kirlenmesini önlemesidir. Aynı zamanda, kalem kömür çubuktan farklı olarak, baskı uygulandığında kolayca kırılmayacaktır. Kara kalemler koyu siyahın güçlü, karanlık ya da çok ince çizgilerinden, grilere kadar bir dizi ton zenginliğine olanak tanırlar. 
 
 Keten
Tuvallerin çoğunun ana malzemesi olan kumaş, keten bitkisinin liflerinden elde edilir. Keten lifi en eski tekstil malzemelerindendir. Keten bitkisi, sıkılarak yağ elde edilen tohumu ve iplik ve kumaşı elde edilen lifleri için üretilir. Keten yüksek bir dayanıklılığa sahiptir. Tuval için en uygun keten İrlanda ve Belçika’da üretilir. Ketenin “duck” diye adlandırılan kaba dokulu bir cinsi daha vardır, bu tür ismini Flemenkçe’de “giysi” anlamına gelen “doek” kelimesinden almıştır. Duck güçlü, dayanıklı ve basitçe dokunmuş tuval bezinden daha hafif bir kumaştır. 
  
Kurşun Kalem
Karbonun grimsi siyah biçimi olan kurşun kalemin kaygan bir dokusu vardır ve siyah bir iz yapar. Grafit minerali olarak da adlandırılır. İlk olarak 1664’te İngiltere, Lake District’teki Borrowdale kentinde çıkarılmış ve bir çubuğun ucuna sabitlenmiş küçük topaklar halinde yazım malzemesi olarak kullanılmıştır. 18. yüzyılda grafit adını almıştır; ancak önceleri ‘kara kurşun’ olarak biliniyordu. Sonrasında grafit kalem, hatalı bir şekilde kurşun kalem olarak adlandırılmıştır. Kalem yapmak için gereken grafit ve kalay karışımı, 1795’te birbirlerinden bağımsız olarak hem Fransa’da Conté tarafından (sola bakın) hem de Avusturya’da Joseph Hardmuth tarafından bulunmuştur. 
 
Kuru pastel (conté pastel)
Adını 18. yüzyılda bu malzemeyi bulan Fransız bilim adamı Nicholas-Jacques Conté’den (1755-1805) alan çizim malzemesi. Kuru pasteller, farklı sertlik düzeyleri elde etmek için çeşitlendirilebilen kurşun ve kalay karışımından yapılır. Kuru pasteller tebeşire benzer ancak biraz daha kaygan yapıdadır ve bu sayede daha az ufalanır. Genellikle sıcak kırmızı, kahverengi ve siyah renklerde üretilir ve bu renklerin herhangi bir bileşiminde çizim yapma malzemesi olarak kullanılır. Gençliğinden portre ressamı olarak çalışan Conté, modern kurşun kalemin de mucididir. 


Liquin
Bu yoğun karışım, yağlı boyalarla birlikte kullanılır. Yağlı boyalar çok yavaş kurular. Liquin daha hızlı kurumalarını sağlar. Boyaya biraz daha hacim verir. Saydam bir maddedir. Boyayı kalınlaştırmaz veya donuklaştırmaz. Ama yapısını biraz bozabilir. 
 
Neft yağı

Yağ suyla karışmaz, bu da yağlı boyaların suyla çözülemeyeceği anlamına gelir (bazı çok özel modern malzemeler dışında). Neft yağı, yağlı boyaları inceltmek ve daha yumuşak huylu bir hale getirmek ya da kısmen kurumuş yağları reaktive etmek için kullanılır. Neft yağı iki şekilde satılır;doğal ve yapay. Doğal neft yağı ağaçların özsularından çıkarılır ve temas ettiği boya, tuval vb. malzemeler üzerinde uzun süreli bir etki yarattığı bilinmektedir. Yapay neft yağı ise daha ucuzdur ve fırçaların temizlenmesi için daha uygundur. 
 
 Palet
Üzerinde ressamın renklerini ayarladığı ve karıştırıldığı ince, genellikle oval veya dikdörtgen şekilli tahta. Eskiden hafif ağaçlardan üretilen paletler günümüzde alüminyum, plastik hatta kağıt gibi maddelerden de üretilmektedir. 
 
 Pastel kağıtları

Pastel balmumu ve tebeşirden oluşan bir malzemedir. Bu malzemenin yüzeye yapışması için kağıdın oldukça engebeli yani dokulu ve grenli (zerrecikli) olması gerekir. Böylece balmumu ve tebeşir kağıda yapışır ve güçlü bir etki sağlar. Pastel kağıtları beyazdan pembeye, eflatundan siyaha birçok farklı renktedirler. Bu sayede tamamlanmış resimlerde birbirinden farklı etkiler elde edilebilir. 
 
 Pigment
Bir boyanın rengini veren maddedir ve toz halindedir. Pigmentlerin çoğunun sentetikleri üretiliyor olsa da geçmişte bitki, hayvan ve mineral kaynaklarının karışımından elde edilmekteydiler. Pigmentler, “toprak renkleri” denilen renkli minerallerin geliştirilmesiyle hazırlanırlardı (Bakınız: Renkler ve Kompozisyonlar, sayfa 170-171). Sanatçılar pigmentleri önce ezerek inceltirler. Tel kevgirden geçecek incelikte olmaları makbuldür. Pigmentlerin kimyasal tepkimeye yol açmayacak bir yapıda olmaları gerekir. Diğer pigmentler ya da sıvılarla kullanıldıklarında beklenmeyen ya da tehlikeli reaksiyonlar meydana getirmemeleri gereklidir. 
 
 Renkli mürekkep

İki farklı çeşit mürekkep vardır: Suda çözülen ve suda çözülmeyen. Suda çözülen mürekkep eğer kuruduğunda tekrar sulandırılarak eski haline geri döner. Suda çözülmeyen (waterproof) mürekkep ise böyle değildir. Bu sebeple, suda çözülmeyen mürekkep çizgi çekmek ya da zemine genel ton atmak için daha uygundur. Çünkü üzerine gelen diğer katmanın etkisiyle etkisini kaybetmez, ya da diğer tonla birleşmez. Her iki mürekkepte genellikle su bazlıdır. Birçok farklı fırça ya da kalem ucuyla kullanılabilir. 
 
Resim Kağıdı
Güçlü beyaz ve donuk renklidirler. Benzerleri eski zamanlarda dinamit sarmak ve fişek üretmek için kullanılıyordu. 
 
Rezistans
Tuval, kağıt, kumaş gibi herhangi bir yüzeyin üstünü kaplamak için kullanılan maddelere verilen genel addır. Balmumu, cila, vernik, baskıda kullanılan asitin yüzeyi bozmaması için başvurulan önde gelen rezistanslardandır. Maskeleme sıvısı açık renk kalması gereken alanlara boya bulaşmaması için kullanılır. Balmumu kalemler ise aynı amaç için sulu boyalarla birlikte kullanılır. 
 
Sangen
Kan kırmızısı, kırmızımsı veya ten rengi tebeşir veya kuru pastel ya da bu renkle yapılan çizime verilen isim. Pigmenti, genelde demir oksidin bir biçimini içeren tebeşir veya kalaydır. Sangen, kuru pastellerin (sola bakın) başlıca rengidir ve ‘kırmızı tebeşir’ olarak da adlandırılır. Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael ve Andrea del Sarto gibi 15. ve 16. yüzyıl sanatçıları tarafından yaygın olarak kullanılmıştır. Bu renk, hacim ve atmosfer etkileri yaratmak için özellikle kullanışlıdır. 
 
Seramik fırını
Çömlek ve tuğlaları pişirmek için kullanılan fırın. Bu fırınlar genellikle tuğla ve taşla çevrilir ve gaz, akaryakıt ya da elektrikle çalıştırılabilir. Öte yandan bazı çömlekçi ve heykeltıraşlar elektrikle ısıtılan fırınların fazla hızlı ısındığını ve en iyi etkinin elde edilemediğini belirtirler. Başlıca iki tür seramik fırını vardır. Kireç ocaklarında malzemeler ısı kaynağıyla doğrudan temas halindedirler; tuğla ve çömlek fırınlarında ise malzemeler alttan ısıtılıp pişirilir. Fırının iç ısısı, aşırı sıcaklıklara dayanıklı bir tür termometre olan Pirometre ile veya belirli bir sıcaklıkta eriyen pirometrik kil konileriyle ölçülür. 
 
Sıcak baskılı kağıtlar 
Sıcak baskı uygulanmış kağıtlardır. Tıpkı çamaşırlarınızı sıcak ütüyle ütülemeniz gibi kağıtlarda sıcak preslerden geçirilerek düzleştirilir. Detaylı desen çalışmaları, ilüstrasyonlar ve mürekkep çalışmaları için uygundurlar. 
 
 Soğuk baskılı kağıtlar (cold press paper)

Sıcak baskı uygulanmamış kağıtlara verilen isimdir. Kağıt yüzeyi grenli (dokulu) olduğu için pastel, yağlı boya ya da kara kalem gibi birbirinden farklı bir çok boyama çeşidinde kullanılabilirler. Daha çok peysaj ve deniz konulu açık alan resimleri için uygundur. Üzerindeki dokular sebebiyle resimler seyredenlerde derinlik ve gerçeklik etkisi uyandırır. 
 
 Suda çözülen grafit kalemler

Bu kalemlerin baş bölümlerinde suda çözülebilen bir madde bulunmaktadır. Bilinen grafit kalemlerden daha farklı ve etkin koyuluklar elde edilebilir. Bu kalemler desen çalışmak ve gölge vermek için kullanıldıkları gibi, bir fırça yardımıyla su ile üzerlerinden geçildiği takdirde tonların değerlerin de yoğunlaşacaktır. 
 
Sulu boya
Su ile inceltilen, kapatıcı özelliği olmayan boyalardır. Kağıt üzerine uygulanırlar. 
 
 Suyla çözülen renkli kalemler

Suyla çözülen renkli kalemler, kullanılması heyecan veren resim malzemeleridir. Sıradan renkli kalemlerin kullanıldığı her yer ve şekilde kullanılabildikleri gibi suyla harmanlanarak resme bir suluboya çalışması görünümü vermek için de kullanılabilirler. Bu kalemlerle çizilmiş bulunan alanlar üzerinden sulu bir fırçayla geçildiğinde, eğer yeterli pigment varsa rengin sulu hali elde edilmşi olacaktır.su, kağıdın üzerine, zemini nemlendirmek için uygulanıp ardından bu yüzey üzerinde kalemle çalışılmaya devam edilebilir. Farklı bir alternatif olaraksa, kalem suyun içine batırılıp çalışılarak bir dizi yumuşak, silik ve karışmış renk blokları elde edilebilir. Suyla çözülebilen kalemler ve pastellerin her ikisi de çok kullanışlı malzemeler olup aynı amaç için kullanılabilirler. 
 
 Tebeşir
Doğal yolla oluşmuş yumuşak taştan meydana gelen çizim materyalidir. Üç ana çeşidi siyah tebeşir (karbon orijinli şistten elde edilir), kırmızı tebeşir (kırmızı topraktan yapılır ve kan kırmızısı olarak da adlandırılır) ve beyaz tebeşirdir (kireç taşından elde edilir). Tebeşir tarih öncesi zamandan itibaren çizimlerde kullanılır. Leonardo Da Vinci (1452-1519) gibi sanatçılar tarafından on beşinci yüzyılda kullanıldı ve spontan çizimlerde tercih edilen en popüler malzeme olarak kaldı. Mum boya ve pastel boyanın tersine, çizim yapmak için tebeşirde herhangi bir üretim sürecine ihtiyaç duyulmaz. 
 
Toz pastel

Kağıt ve karton üzerine uygulanan, renk geçişlerini kolayca gerçekleştirilen, yüzeye kolaylıkla yayılan boyalardır. 
 
 Yağlı boya
Terebentin ile inceltilen, kapatıcı boyalardır. Farklı yağlarla karıştırılarak akışkanlıkları değiştirilebilir. Geç kuruma özelliğine sahiptir. Uzun süreli çalışmalar için uygundurlar. 
 
Yağlı kalem

Bu malzeme kurşun veya tükenmez kalem gibi normal kalemlerle çizilemeyen seramik cam ve diğer yüzeylerde kullanılır. Etrafları kağıt veya tahta ile çevrilidir. 
 
Yağlı pastel
Toz pastele oranla daha kapatıcı, terebentin ya da resim yağıyla inceltilerek akışkan hale getirilebilen boyalardır. Toz pastel gibi kolayca resim yüzeyine yayılmazlar.

 

www.tuvalim.com dan alıntıdır.

 

Yorum (2) :: Bağlantı

ozelsiteler Türkçe Arama Motoru
<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

EDEBİYAT, RESİM ve FOTOĞRAF SANATIMI GÖRMEK İÇİN BENİM EVİMDESİNİZ. HOŞGELDİNİZ ! UMAR, DİLERİM, HOŞ BULURSUNUZ...

Son Yazılarım

YALNIZ BİR OPERA ( daavidoo75' ten geldi...)
ALTIN PORTAKAL 2009
ALTIN PORTAKAL‘ DA KÜLTÜRÜN BAKANI HALK…
ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ…
SERGİ
BERRİN SUNSAY (İLHAN) RESİM SERGİSİ
MUHİTTİN SELAMET SERGİSİ
ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 4
Fotoğraf SERGİSİ
SESAN - ANTALYA
ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 3
BİR SANSÜR DE KARS' TA...
BAŞKENT' TE SANSÜR...
ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 2
ATATÜRK DÖNEMİNDE KÜLTÜR SANAT ANLAYIŞI - 1
EDEBİYAT BİLGİLERİ -12
SESAN SANAT ve KADIN Ulusal Karma Sergisi
EDEBİYAT BİLGİLERİ - 11
EDEBİYAT BİLGİLERİ - 10
SESAN ödüllü resim yarışması ve SESAN sergileri
LEBRİZ SANAT
CEMAL TOLLU
EDEBİYAT BİLGİLERİ - 9
SESAN AÇILDI !
EDEBİYAT BİLGİLERİ - 8

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Linkdefteri.com

Kategoriler

  • A- OYKULERIM
  • B- ANLATILAR, ANILAR
  • C- KOSE YAZILARIM
  • D- OLAYLAR ve YORUMLARI
  • E- EDEBIYAT BILGILERI
  • F- ATATURK TABLOLARIM
  • G- NU TABLOLARIM
  • H- KARISIK TABLOLARIM
  • I- FOTOGRAFLARIM
  • J- PLASTIK SANAT BILGILERI
  • K- TURK PLASTIK SANATCILARI
  • L- SANATSAL ETKİNLİKLER/HABERLER
  • M- ÜYELERDEN GELENLER



  • .com

    Arkadaşlarım

    bilinen
    siyyah
    belinayla
    bitmemistango
    privateserver
    selmaer3
    baymidye
    lazkolok
    dilos3488
    philton
    AydakiAdaM
    horseracing
    25hamza
    icimdekiyolculukk
    aysunsay
    firaribiriyim
    sixthsense71
    cekirge
    eroman
    bilgeisyanbitmez
    ahmetyazar
    gercekdostlar07
    dilos26
    sibelbay
    sokaklarda
    AciHuzun
    busecegunler
    NEVAAY
    huzundenizi
    1demethuzun
    ayazsevdalar
    hayatdenilen
    ozenkirac
    mehpareogt
    hayaliperde
    sessizharflerim
    uzakdost
    gulumsem
    erdem43
    YasakSokak
    gizem09
    gelinciktarlasi
    huzunadasi
    habergunlugum
    SerkanEngin
    oc0404
    kalemiminsesi
    bimarhane
    yorumLUyorum
    blogumuz
    sanategitimi
    eylulsonu
    nedenbenn
    papatya68
    slambasi
    EMELLER
    siiradresi
    yaziruhu
    zehirliok
    diziblogum
    ahmetcan89
    01maz
    ozunozu
    40ayak
    phaloe
    AnemonisT
    sokakveduvar
    nurgul01
    dantelizbiz
    tutuklanandestanlar
    baymadan
    pasiflora61
    kahkaha
    umutlar35
    siirimsilerle
    yokumolmucamda
    Gathering
    dizix
    karlitorosdaglari
    koaksiyel
    dilyadiyari
    gulumseyinhayata
    karakalemlerimiz
    mesale
    mavikoridor
    daneapnr
    koyubeyaz
    HamiyetAkan
    romankitapozetleri
    turksamal
    siberdevlet
    ogrenmeaski
    fiberoptikci
    mavitunaa
    ogrenmeaskii
    birzamanlareylul
    netline

    Click here to get more mini-SharkBreak widgets - www.SharkBreak.com