ÖZCAN SANAT EVİ

ÇOK HOŞ GELDİNİZ, HOŞLUKLAR GETİRDİNİZ! KEŞKE BİR DE ELEŞTİRMEK İÇİN ZAMAN BULARAK BENİ MUTLU ETSENİZ…

23.11.2009 - Ahu - Can Has Koleksiyon Sergisi

Rezan Has Müzesi

"Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü II"      Ahu - Can Has Koleksiyon Sergisi

19.11.2009 - 30.04.2010

Adres :

Kadir Has Caddesi Cibali 34083 İstanbul

Telefon :

212-533 6532/534 1034

 

Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü

161 EserleDevam Ediyor

Rezan Has Müzesi, Türk Resim Sanatının Öyküsünü anlatmaya  Ahu–Can Has Koleksiyonu ile devam ediyor. HSBC Bank A.Ş.'nin desteği ile gerçekleşen, Türk Resim Sanatıının Bir Asırlık Öyküsü II "Türk Resminde Yüzyılın Tablosu"  Sergisi 19 Kasım 2009 - 30 Nisan 2010 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

Rezan Has Müzesi, HSBC Bank A.Ş.'nin desteği ile sanat ve iş dünyasının önemli isimlerinden Ahu ve Can Has'ın daha önce sergilenmemiş ve merak edilen koleksiyonundan yola çıkarak; Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü II "Türk Resminde Yüzyılın Tablosu" adlı bir sergi düzenliyor. Türk Resim Sanatına farklı örnekler eşliğinde yeni bir bakış açısı sunmayı hedefleyen sergi, aynı zamanda uzun yılların çabasıyla bir araya getirilmiş özel bir koleksiyonun da öyküsünü anlatıyor.

Türk Resim Sanatı Tarihi’ nin en iyi ve en önemli örneklerinden oluşan bu koleksiyon sergisinde;  Fausto Zonaro,  Alberto Pasini,  Fabiust Brest gibi Oryantalist ressamlardan; Osman Hamdi, Şeker Ahmet, Halil Paşa, Mahmut Cûda ve Feyhaman Duran gibi Türk Resim Sanatı’ nın önemli isimleri ile çağdaş ressamlardan Erol Akyavaş, Burhan Doğançay ve Kemal Önsoy gibi sanatçıların en iyi eserlerinden örnekler yer alacak. Seçilmiş 100 özel eserin iki ayrı salonda teşhir edileceği sergi, Oryantalistlerden, ilk Türk empresyonistlerine, D Grubu Ressamlardan, günümüze; Türk Resim Sanatının önemli eserlerini izleyici ile buluşturacak.

Sergide, Oryantalist dönemden başlayarak günümüze kadar farklı ressamların, dönemin sosyo-kültürel, ekonomik yapısını işledikleri eserler bir araya geliyor. Gündelik yaşam ve mimarinin yansıtıldığı bu eserler sayesinde, Türk Resim Sanatının gelişimine şahit olurken aynı zamanda bir tür tarih okuması olan bu sergi ile Türkiye’de modernizmin gelişiminin, Resim Sanatı bağlamında değerlendirilmesi amaçlanıyor.

KEŞKE İSTANBUL’ DA OLSAYDIM…


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27.10.2009 - YALNIZ BİR OPERA ( daavidoo75' ten geldi...)

 

 Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
panayır yerleri...
Ölü kelebekler...
Ölü kelebekler...
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.


top.png picture by daavidoo75bottom.png picture by daavidoo75


Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.

 

 

Murathan Mungan

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21.10.2009 - ALTIN PORTAKAL 2009


Dedeler, büyükanneler, amca, hala, dayı, teyze, baba, anne ve kardeşler… Böyle bir ailede yer alan insanlar arasında bile ne çok uyumsuzluklar yaşanıyor değil mi?

 

Ülkenin dört bir yanından gelenleri bir yana bırakın, ki bu konuda mümkün değil, yüz binlerce insanın yaşadığı bir büyükşehirde, ANTALYA’ da, yepyeni yönetime gelmiş bir ekip tarafından gerçekleştirilen 46. Altın Portakal Film Festivali’ nin büyük bir olasılıkla başarılamayacağı, fiyaskoyla sonuçlanacağı umuluyor, bundan çoğu insan endişe duyuyor, bazıları da ellerini ovuşturarak, keyifle bekliyordu.

 

Aile bireyleri arasında bile tartışmalar yaşanabilirken bunca büyük bir kitlenin aynı beğeniyle, aynı keyifle izlemesi, sonucu konusunda aynı etkilenme içinde olması elbette ki olası değil.

 

AMA;

 

Basında çıkan yazıları okuduk; çok kasıtlı, çok yanlı yazar-çizerler ve sanatçılar dışında, çoğunluk tarafından övgüyle karşılandı.

 

Geçmiş yılların bütçesine oranla, inanılmaz bir tasarrufla başarıldı.

 

Elbette eksikleri vardı, mutsuz olanlar da vardır ama bellekte kalan fotoğraf güzel ve gelecek yıl daha organize olacaktır.

 

ANTALYALI’ lar olarak, tüm emeği geçenleri kutluyoruz.

 



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13.10.2009 - ALTIN PORTAKAL‘ DA KÜLTÜRÜN BAKANI HALK…




46. Altın Portakal Film Festivali…

 

Etkinliklerin üçüncü gününde, Akdeniz Üniversitesi OLBİA Salonu’ nda, Cumhuriyet Gazetesi karikatüristi Kamil MASARACI’ nın, konusu sinema olan karikatür sergisinin açılışındayız.

 

Her etkinliğe, ki bu yıl hepsine yetişmek mümkün değil, olağanüstü bir performansla ulaşan Büyükşehir Belediye Başkanı Akaydın Hoca yine gelmiş, yıllardır hizmet verdiği üniversitesinde, evindeymişçesine dingin, keyifli, acelesiz, sergiyi gezenlerle sohbet ediyordu. Sn. Masaracı da yanında…

 

Karikatürist MASARACI 40 yıl öncesinden dostum, sınıf arkadaşım… Ve sergilenen karikatürlerden birisini inceledikten sonra bir soru takıldı aklıma, yanlarına gittim, Sayın Kültür Ve Turizm Bakanı’ nın festivale gelip gelmeyeceğini sordum…

 

Sayın Günay’ ın geçmişte de Altın Portakal Film Festivali’ nin açılışlarına geldiğini anımsamıyorum. Ama sonra katılıyordu…

 

Hoca baktı yüzüme, ‘’ Belki gelir… ’’ dedi.

 

Üstelemedim; ama ne bakışları, ne de yanıtlayışındaki ses tonu bir muhalifinki gibi değildi.

 

Ben onun kadar denli değilim sanırım; o karikatürün önüne gittim yine… Çizimlerin yanındaki ifadeleri okudum, ‘’ Neden olmasın…’’ diye düşündüm…

 

Altın Portakal Film Festivali’ nde kültürün bakanları, izleyenleri halktı… Vekili değil, halkın ta kendisi…

 

 



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13.10.2009 - ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ…



46 yıl… Dile kolay…

 

Türkiye gibi son derece unutkan, hele sanat ve sanatçı konusunda giderek daha da vurdumduymazlaşan bir çoğunluğun yaşadığı ülkemizde, bir etkinliğin bunca yıldır yaşatılıyor olması anılması gereken ilk güzellik.

 

Her zaman var olan ve aslında daha iyilerin oluşması için gerekli de olan sanatçı kıskançlıkları yine bazı olaylara neden olacak, eleştirileri basında yer alacaktır ama bu yıl bir başka havanın, bir başka dingin mutluluk ve keyfin yaşandığını hiç kimse göz ardı edemeyecektir.

 

Yıllardır festival başlangıcındaki kortejleri izledim; bayramlardaki törenler de dahil, tüm etkinlikler, gösteriler, geçişler insanlar tarafından yük olarak algılanmaya başlamışken, kentin en uç mahallelileri bile çoluk çocuk caddelere dökülmüştü; 15 yıl, 20 yıl, 30 yıl ve hatta 45 yıl öncesinde olduğu gibi…

Son üç-beş yıl festivallerinin aksine, yine bu yıl, eskiden olduğu gibi; tüm halk tarafından, gece gündüz, her uygun alanda, para harcamadan, ya da salonlarda çok az bir bedel karşılığı etkinlikler, filmler, gösteriler izlenebiliyordu…

Katılan sanatçılarda da bir başka hava vardı; kortej sürerken, ya da etkinlikler için aranırken, yerleştikleri 5 yıldızlı, 7 yıldızlı otellerin saunalarında, havuzlarında, lobilerinde kendi rahatlarının peşinde değil, halkın arasındaydılar.

 

Geçen yıl 24 milyon lira harcanarak gönlü hoş edilen elit kesim, bu yıl yalnızca 9 milyon lira harcanınca da festival yaşayabildi sanırım; hem de tüm Antalyalı’ larla birlikte ve bu nedenle de suçluluk duygusu, en azından utanma duygusu yaşamadan…

 

Bence, görevleri gereği, destekledikleri siyaset gereği, ya da ayrıcalık bekleyip de ayrıcalık bulamadığı için eleştirel davranacak, yazacak olanların bile içlerinde sözcüklere yerleştiremeyecekleri bir taktir duygusu yaşayacaktır.

 

Daha güzel, daha çarpıcı olamaz mıydı? Elbette olurdu; güzellik göreceli bir kavram ve sınırı yok…

 

Yarın daha güzel olacağına inanıyorum; yeter ki amaç elitler için çok para harcamak değil, hep birlikte daha güzellikleri yaşamak olsun…


Haydi, ‘’Başaramaz!’’ diyenlere, ellerini ovuşturarak; küskünlükler, organizasyon bozuklukları, fiyaskolar ve mutsuz olan bir halk görmek isteyenlere inat, Belediye Başkanı Akaydın Hoca ve ekibini alkışlayalım. 

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

ozelsiteler Türkçe Arama Motoru
<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

EDEBİYAT, RESİM ve FOTOĞRAF SANATIMI GÖRMEK İÇİN BENİM EVİMDESİNİZ. HOŞGELDİNİZ ! UMAR, DİLERİM, HOŞ BULURSUNUZ...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Linkdefteri.com

Kategoriler




.com

Arkadaşlarım

nevaay
cekirge
özkan can
aydakiadam
eroman
baymidye
acihuzun
mehpareogt
gizem09
hayaliperde
uzakdost
gulumseyinhayata
yasaksokak
huzundenizi
bitmemistango
hayatdenilen
busecegunler
E. Demirel
sibelbay
ayazsevdalar
bilgeisyanbitmez
ozenkirac
sessizharflerim
1demethuzun
gercekdostlar07
belinayla
horseracing
gulumsem

Click here to get more mini-SharkBreak widgets - www.SharkBreak.com